“Kimlikte esas olarak dışa karşı yansıtılan bir cephe, bir tür tutum söz konusudur. Kimlik, daha ziyade topluma dönük sosyal bir duruştur. Kişilik ise iç dünya ile ilgili psikolojik bir duruştur.”

“Kimlikte esas olarak dışa karşı yansıtılan bir cephe, bir tür tutum söz konusudur. Kimlik, daha ziyade topluma dönük sosyal bir duruştur. Kişilik ise iç dünya ile ilgili psikolojik bir duruştur.”

İnsan yaşamında en büyük sorun; kişilik ve kimlik arasında ezilen insanların sorunudur.

Eğer kişiliğiniz kimliğinizle bütünleşmiyorsa, hayatı hem kendinize hem başkasına yaşanmaz hale getirirsiniz.

Geçenlerde bir yazımda da sözünü etmiştim. “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol demiş Mevlâna”

Bu gerçeği sözünü ettiğimiz davranış içinde bulunan çoğu insan bilmesine rağmen öyle davranır. Bazıları bundan zevk alırken, bazıları da ya hiç farkında değildir ya da çift kişiliğinin arasında ezilmektedir.

Örneğin; hiç gerekmediği halde! Toplum içinde bacak, bacak üzerine atmak, iç dünyasında da cevabını bilmediği bir konuyu savunmak, konuşulan konu ile asla ilgisi olmayan bir konu ortaya atmak vb.

Bu tür insanların davranışlarının, hatta davranış bozukluklarının nedeni; bilinçaltlarındaki ezikliğin dışa vurumu, ego tatmini telaşı ya da kibir diyebiliriz.

Uyarılar beyhudedir, çünkü ‘bilinçaltlarındaki ezikliğin dışa vurumu, ego tatmini telaşı ya da kibir’ bu üç nedeni kişinin fark edip baş etmesi atomu parçalamaktan daha zordur.”

Bu hafta konuğum, Öğretmen, şair ağabeyim Sami Aydoğan;

Sami Aydoğan; 1 Mayıs 1953’te Çorum, Alaca, Karamahmut köyünde doğdu. Karamahmut o yıllar kerpiç duvarları, üstü kiremitsiz evleri, yolları yağmurla balçığa dönüşen, kışları karlı ve soğuk, yazları çok sıcak ve toz içinde bir Orta Anadolu köyü.

İlkokulu köyünde bitiren ozan orta okul ve Atatürk İlk Öğretmen Okulu’nu (lise düzeyinde) 1971’de Başkent’te tamamladı. Mezun olur olmaz ilkokul öğretmeni olarak Çorum, Ortaköy, Senemoğlu köyüne atandı ve bir yıl bu köyde okulun tek öğretmeni olarak ders verdi ve okulun her tür işine koşan yöneticisi olarak çalıştı. Bu bir yıl ozana hem ilkokulu bitirinceye kadar yaşadığı köyünde hem de ders verdiği Senemoğlu’nda gözlemlediği tanımı olanaksız yoksulluğu yakında çıkacak olan Köyümden Mektuplar/Şiirler dosyasında dizelere döktü. Yine yakında çıkacak olan Köprü başlıklı dosyasında kendi köyünde ve Senemoğlu’nda, Ortaköy ilçesinde ve sürüldüğü her yerde geçen olayları konu alan yaşanmış öykülerini topladı. Şiirlerinin tümünde ve öykülerinde toplumcu gerçekçilik ağır basar. Her dizesi bir gerçeği yansıtır.

1972 yılı eğitim enstitüleri giriş sınavında başarı göstererek girdiği Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü, İngilizce Bölümü’nü burslu öğrenci olarak ara vermeksizin 1975’te bitirdi. Eskişehir Anadolu Üniversitesinde 4. yılı tamamladı. Öğretmen okulu mezunu olduğuna yorumladığı atanmayla Konya, Akşehir Öğretmen Okulu’na atandı. 1975 yılı ve sonrası ülkede MC hükümetlerinin kurulduğu, koalisyonun küçük ortağının eğitim bakanlığını alt-üst ettiği, öğretmenleri sürgün üstüne sürgüne yolladığı, birçoğunu görevden uzaklaştırdığı, ülkeyi kargaşaya soktuğu, her gün insanların can korkusuyla evden çıkıp geri dönüp dönemeyeceğini bilmediği, Maraş, Çorum, Fatsa, Malatya’da kitle katliamlarının yaşandığı yıllar. Ozanımıza da bu ortamdan ‘çokça pay düştü’, saldırılara ve sürgünlere uğradı. Önce lüzum-u muhakeme yoluyla DGM’ye sevk edildi, DGM’lerin kapanması üzerine ağır ceza mahkemesinde yargılandı ve açığa alındı, iki yıl süren yargılama sonunda sürgüne gönderildi. Düzene muhalif her memurun, özellikle öğretmenin değişmeyen yazgısı. Çok sürmedi 12 Eylül 1980’de cunta ilan edildi, cuntayı takip eden yıllarda ozanımızı yine mahkeme sıralarında yargılanırken görüyoruz. Ülkenin tüm ilerici, demokrat, aydın insanlarının kıyıma uğradığı acı dolu yıllar yeniden başladı. Bir süre Mamak askeri ceza ve tutukevinde gözaltında kaldı. Cezaevi koşullarından kesitleri Damar ve Özgür Sanat dergilerinde anı ve öyküleriyle yazıya döktü. Hakkındaki suçlamalar beraat ile sonuçlanmasına karşın 6 yıl görevine döndürülmedi. Bu süre içerisinde öğretmenlikle ilgili, ilgisiz birçok işte çalıştı. Altı yıl sonra, 1989’da tüm yasal ve özlük hakları iade edilerek tekrar öğretmenliğe başladı. 1996 yılından 2014 yılında emekli oluncaya kadar Ankara Üniversitesi’nde okutman olarak öğretmenliğe devam etti. Bu süre içerisinde tıp öğrencileri için 5 ayrı ders kitabı, 3. baskısı yapılan Tıp Çeviri Sözlüğü yayımlandı.

Şiir düşü ozanımızın ortaokul çağından beri sürüyor. Bugüne kadar Mayıs’a Doğru, Kopuk akşamlar, Mavi Çamlar Ülkesi, Cennet Kız adlı şiir kitapları yayımlandı. Kıyı, Kuzeysu, Eşik, Damar, Uğraş, Kurgu, Devrimci Öğretmen Dergisi, Özgür Sanat, Tek Öykü/Şiir, Güncel Sanat, Çayyolu Edebiyat Dergisi Şiir Seçkisi gibi sanat ve yazın dergilerinde öykü ve şiirleri yayımlandı.

Yakında yayımlanacak olan “Kayıp seslerdi Aradıklarım” dosyasından:

NE SANDINIZ

yaşamayı ne sandınız

yiyip içip uzanmak değildir yalnızca

bir çiçeği koparmamaktır dalından,

bir çocuğu sevgiyle okşamaktır başından

serinlik toplamaktır bir serçenin kanadından

doya doya gezmektir kentin görülmedik yerlerini

öpmektir ağlayan bir çocuğun yaşlı gözlerini

mendil almaktır mendil satan çocuktan

bir dostu çıkarmaktır sıkıntılı anından

yaşamayı ne sandınız

gülmeyi ne sandınız

bir gülü koklamaktır katmerinden

taze bir ekmeğin kokusunu çekmektir içine

karıncayı ezmemektir çimende

selam vermektir bir başına yürüyene

umut vermektir çıkmazda etrafındakilere

derdini dinlemektir derdini açamayanın

ben buradayım varım hayattayım diye haykırmaktır boşluğa

umudun gölgesini olsun gezdirmektir yanaklarında

gülmeyi ne sandınız

mutluluğu ne sandınız

bir duvarın üstünde oturmaktır ayağını sallaya sallaya

bir kağıda barış çizmektir çok renkli

kuşlara yem vermektir avucundan

manzarayı seyrede seyrede adımlamaktır kaldırımları

birer demli çay içmektir bir dostla

iki çift söz etmektir eskilerden anılardan

bir torunu kucaklamaktır tutup kollarından

bahar dalı gibi koklamaktır bir torunu

kana kana su içer gibi içmektir sevgisini

parkta bahçede evde oyun kurmaktır torunla

mutluluğu ne sandınız

vurulmayı ne sandınız

ince bir sızıdır kanatlarınızın altında başlayan

hissetmezsiniz ilkin vurulduğunuzu

dizleriniz tökezler adım atmak müşkül bir iştir

anlarsınız başınıza geleni yığılıp kaldığınız an

gideceğini bilmenin acı tebessümü yayılır havaya

buraya kadarmış soluk alıp verme hoşça kal hayat

sonra alacakaranlık sonra koyu karanlık sonra sonra

sonrası mı kaldı vurulmak işte koyukırmızı kan tutar toprak

kalp vurgunu aşk vurgunu kurşun vurgunu vurulmanın rengi çok

vurulmak hayın hayın boğulmak çuval çuval kanamak bıçak bıçak

dövülmek ıstar ıstar yakılmak madımak madımak

asılmak urgan urgan kırılmak orak orak biçilmek tırpan tırpan

ezilmek şıra şıra sürülmek ırak ırak yok olmanın rengi çok

bir görülmez işgalci maşasıyla vurulmak en acısı bilinmez yanı yok

-bir görülmez işgalci maşası kardeş desem kardeş değil

ölü toprağı serpmek çalışmadan edinmek derdi tasası

ne kılıcı belli ne kaması ne tüfengi ne asası

kardeş desem kardeş değil

aynı toprakta belenmişiz aynı dili konuşuruz aynı suyu içeriz

aynı tabağa sunak sallarız aynı yunakta yunarız kardeş desem

kardeş değil

bir görülmez işgalci maşası cismi belli sureti belli değil-

vurulmayı ne sandınız

kaybetmeyi ne sandınız

hiç kaybınız oldu mu can kaybınız

hiç kayıp aradınız mı eliniz koynunuzda

dinlediniz mi çocuğu kaybedilen bir ananın ağıtını

sallanan yaprağa açan çiçeğe sordunuz mu

bir kuşu uçurmaktır yuvasından

yirmi yılda yetişmiş bir fidanı

koparmaktır en verimli çağından

bir anayı tülbentlere sarmaktır

beyaz tülbentlere başından

kuzusunu arayan koyun gibi

meletmektir bir anayı alanlarda

bu nasıl anlayışsa bu nasıl insanlıksa

meletmektir yüreğinin çatından

kaybetmeyi ne sandınız

beklemeyi ne sandınız

her cumartesi başka bir yara

her cumartesi başka bir kayıp başka bir ana

çıkagelir avuntusuyla gözleriniz uzakları yara yara

her karartıyı benzeterek kayıplara

her karartı benim kızım her karartı benim oğlum

benim anam benim babam benim hatıram

duvar diplerinde siyah-beyaz bir resim boynunuzda

beklemeyi ne sandınız

insan olmayı insan kalmayı insan aramayı insan bulmayı ne sandınız