Vahşi insanı durdurmayı başaramazsak, adı konulamaz bir güç, mutlaka, vahşi veya uygar demeden hepimizi ateşin içine atacak, yıkıntının altına alacaktır.

Vahşi insan eliyle kesilen veya yakılan ağaçlar, yok edilen ormanlar, orantısız olarak kirletilen dere, ırmak, nehir, göl, gölet, deniz, okyanus, hava, bahçe, park, mera, tarla, vadi, yayla, sokak, cadde.

Nereden örnek veriyorum dersiniz?

B

Deniz, göl, orman, tarla, kumsal, park, spor alanı, sokak veya bir caddede iseniz, dahası, özel kesime veya devlete ait bir binanın, örnek olarak üniversite, hastane ve ticarethanenin önünde iseniz, bastığınız veya çok yakın olduğunuz bir yere bakmanız yeterlidir insan eliyle yapılan kıyımları veya kirlilikleri görmeniz için. Göremiyorsanız, büyük olasılıkla rüyadasınız veya Türkiye’de değilsiniz. Eğer Türkiye’de iseniz, demek ki “Evimiz Türkiye” tam anlamı ile kirlilik cehennemi değil. Demek ki, az da olsa temiz yerlerimiz, temiz insanlarımız var.

Çünkü, en yetkili kamu görevlilerinden başlayarak, ilgili bakanlıklara, valiliklere, belediye başkanlıklarına, meslek kuruluşlarına, siyasal partilere ve milyonlarca insanın oluşturduğu halkımıza kadar her kesimin çok başarısız olduğu, her kesimden suçluların ürettiği kirliliğin, çevre ve doğa kıyımının yoğunlaştırıldığı bir süreci yaşıyoruz.

Evimiz diyerek kirliliğin ve şiddetin her türlüsünden uzak tutmaya çalıştığımız sevgili Türkiye’miz, ilgili ve yetkili kişilerin çoğunlukla görmezden geldiği süreçte “Küllük ve Çöplük” düzeyine ulaştırıldı. Kirleten; halkın bir kesimi ve izleyen; halkın diğer büyük bir kesimi.

A

Yaşadığı her yeri kirleten, ormanları yakan, yağmalayan, ağaç kesen, toprakla yeşil örtüyü birbirlerinden koparan, kentleri taş ve beton yığını haline getiren, kar ve yağmur sularının toprakla buluşmasını engelleyip lağımlara karışmasına neden olan vahşi insanları durdurmalıdır uygar insanlar, iyiler.

Nasıl durduracak veya nasıl durdurmalı vahşileri, vahşi olmayanlar?

“Ben ne yapabilirim” diyenlerle buluşmalı, yasalara ve haklara dayalı bir şekilde, köyden kente, ülkeden Dünya geneline dek iletişim ve iş birliği içinde olmalı. Dernekler kurmalı, kurulmuşlara üye olmalı, ırk, kültür, dil, renk, cinsiyet, inanç ve siyasal görüş farklılıklarını çelişki değil doğal zenginlik sayarak hareket etmelidir.

Eğer, güzel insanlar, kadın-erkek birlikte ve dayanışma içinde hareket etmezlerse Dünya, çok uzak olmayan bir gelecekte kan ve gözyaşından beslenen yerin üstündeki bir cehenneme dönüşebilir. Sadece Dünya mı, gezegenler de uzay da cehennem haline gelebilir. Dünya’nın ir bölümü zaten cehennemi yaşıyor.

Vahşi insan eliyle üretilen silahları, savaş uçaklarını, gemileri, arabaları ve bunları kullanan katilleri de hesaba katarsanız, insan soyunun, taşınması ve yok edilmesi çok zor sorunlarla karşı karşıya kalacağını hayal edebilirsiniz, düşünebilirsiniz.

Hayal etmek genelde özlenen güzelliklerle ilgilidir. Bu nedenle hayal etmemeye, ancak düşünmeye çalışmalıyız. Düşünmekle yetinmemeli, çocuklarımız, torunlarımız ve uzak gelecekteki kuşaklarımız için sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanacak Dünya hedefine yönelik sürdürülebilir kararlar almalı, girişimler başlatmalı ve mutlaka bir başarı düzeyini yakalamalıyız.

Elbette tek başına yapacaklarımız var. Ancak, her yerde ve her zaman kadın-erkek birlikte ve dayanışma içinde çok şeyler yapabiliriz. O nedenle, haklara ve yasalara uygun biçimlerde örgütlü, iletişim ve dayanışma içinde olmalıyız, içinde şiddet barındırmayan siyasal görüşlerimize, inançlarımıza, dil, ırk, kültür ve cinsiyetle ilgili farklılıklarımızı doğal zenginlik sayarak ve birbirimize saygı duyarak.

Vahşi insanı durdurmamız gerektiğine ilişkin çok kanıt var, yürek burkan, korkutan, üzen. Ancak, umut veren, acımızı, utancımızı, korkumuzu çoğaltmayan iyi örnekler, iyi kanıtlar ve çok iyi insanlar da var ülkemizde, elbette Dünya’da. Çok iyi insanların, ülkemizde ve başka topraklarda insan, hayvan ve doğa kıyımına karşı gösterdikleri “şiddetsiz tepkiler”, vahşi insanın “iyi”leştirilmesine ve durdurulmasına kesinlikle büyük katkılar yapacaktır.

Doğaya yönelik kıyımların ve kirliliklerin durdurulması gerektiğine yönelik yazılarıma bir yenisini daha eklememi sağlayan, 11 Şubat 2026 Çarşamba Günü, Ankara Kent Konseyi’nin düzenlediği “Mamak Kıbrıs Köyü Vadisi” konulu söyleşi oldu. Bu söyleşiyi gelecek yazımda sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Ankara’nın derelerini yok eden, hatta üstünü kapatarak örtülü kirli su yollarına çeviren anlayış durdurulamadığı takdirde, Kıbrıs Köyü ve Kanyonu da madencilik ve kentleşme adı altında yeni bir doğa cinayetine kurban edilebilir.

Sadece Türkiye’nin değil, Dünya’nın havası, suyu, toprağı, yeşili, kahverengisi, mavisi, siyahı, kırmızısı ve moru ile tüm renkleri kirlenme ve yok olma tehlikesi ile kuşatılmış durumda, vahşi insanlar tarafından.

Vahşi insan soyu durdurulmalıdır. Buna, “Vahşi İnsan Türü İyileştirilmeli” demek daha doğru olacak.

Haydi, Türkiye ve Dünya’nın anneleri, anne yüreği taşıyan kadınları, her yerde ve her zaman, babalarla, baba yüreği taşıyan erkeklerle birlikte, dayanışma içinde. Haydi…