Bir meyve düşünün… Dalında masum, sofrada saygın, pazarda pahalı. Hani şu “günde bir tane ye, doktora gerek kalmaz” denilen meyve: ELMA
Ama görünen o ki, artık bir elma sadece doktoru değil, aklı, vicdanı ve hatta toplumsal dengeleri de uzak tutabiliyor.
Elma… Meyvelerin kralı diye anılır. Vitamin deposudur, sağlığa faydası saymakla bitmez. Ama mesele sadece sağlık olsa, kimse dönüp ikinci kez bakmazdı.
Elma, insanlığın hikâyesine sızmış bir “başrol oyuncusu” adeta. Masallarda var, mitolojide var, bilimde var, hatta teknoloji devlerinin logosunda bile var.
Adem ile Havva’nın cennet kovulması hikayesinin baş kahramanı elmadır.
Dinî metinlere göre, Hz. Âdem ilk insan olarak yaratılmış ve eşi Hz. Havva ile birlikte cennete yerleştirilmiş. Kendilerine cennetteki nimetlerden diledikleri gibi faydalanabilecekleri bildirilmiş, ancak elma ağacına yaklaşmamaları emredilmiş. Bu yasak, insanın sınanmasını ve iradesinin ortaya konulmasını simgeler.
Ancak şeytana uyan Hz. Âdem ve Hz. Havva bu yasağı ihlal eder ve yasaklanan elmayı yerler. Bunun üzerine hatalarını fark eder, pişmanlık duyar ve Allah’tan af dilerler. İslam inancına göre Allah onların tövbesini kabul eder; fakat bu olayın bir sonucu olarak yeryüzüne gönderilirler
Sonra sahneye Isaac Newton çıkıyor. Elma bu kez kafaya düşüyor. Normal bir insan olsa “şanssızlık” der geçerdi. Ama Newton, “neden düştü bu?” diye sorup yer çekimini buluyor. Yani elma sadece mideyi değil, beyni de çalıştırıyor…
Antik Yunan’da elma aşkın sembolü. Çocuklara masal anlatırken “gökten üç elma düştü”, klasik masal bitiriş cümlesidir.
Ve elbette Apple… Isırılmış elma logosuyla “bilgiye ulaşmanın sembolü” diye pazarlanıyor. İnsan düşünmeden edemiyor: İlk ısırık cennetten kovdurdu, ikinci ısırık dünyayı dijitalleştirdi. Üçüncü ısırık ne yapacak, onu da zaman gösterecek.
Gelelim günümüze… Hikâyenin en acı, en trajikomik yerine.
“Elmacı Dede” olarak bilinin Denizlili Muhammed Yılmaz, bahçesinde topladığı elmaları kamyonetine doldurup, Ankara yolunu tutar. Amacı Türk Polis Teşkilatı’nın Kuruluş yıldönümü nedeniyle hayrına Hacı Bayram Veli Camisinin önünde dağıtmaktır.
Başlar dağıtmaya, ancak kısa zamanda ortalık karışır. Cuma namazından çıkanlar elmalara hücum ederler. Ücretsiz elmalardan alabilmek için vatandaşlar birbiri ezerler. Çıkan tartışma kavgaya dönüşür.
Yaşlı insanlar bir elma için bastonları ile birbirlerine vururlar.
“Elmacı Dede” iyi niyetli ikramının böyle bir tabloya dönüşeceğini tahmin etmez ve çok üzülür.
Sosyal medyada yayılan bastonlu kavga görüntüleri ekonomik tablonun sokağa yansıması olarak görülür.
Burada suçlu kim?
Elma mı? Dalında sessizce büyüyen o meyve mi?
“Elmacı Dede” mi? İyilik yapmak isteyen o adam mı?
Yoksa asıl mesele, dalında çürüyen elma ile markette 150 liraya satılan elma arasındaki uçurum mu?
İşte sorunun en acı tarafı burada başlıyor. Bir toplumda insanlar bir elma için kavga ediyorsa, mesele artık meyve meselesi değildir. Bu, doğrudan doğruya bir “refah ve adalet” meselesidir.
Elma hâlâ aynı elma. Ne vitaminini kaybetti ne de sembol gücünü. Ama biz değiştik. Bir zamanlar bilgiye ulaşmanın, aşkın, bereketin simgesi olan elma; bugün yoksulluğun, eşitsizliğin ve çaresizliğin sembolü hâline geldi.
Ey elma!
Sen nelere kadirsin demeyeceğim.
Asıl soru “Biz, seni ne hâle getirdik?”