Abbas SATIR
Başkent Ankara’da yine toplu taşımadaki olumsuz olaylara değineceğim.
Toplu taşıma, bir şehrin aynasıdır. O aynada yalnızca yollar, araçlar ve duraklar değil; aynı zamanda insanların birbirine karşı davranış biçimleri de görünür. Ankara’da ise bu aynaya yansıyan görüntü son zamanlarda pek iç açıcı değil.
Özellikle Ankara’da Özel Halk Otobüsü şoförleri, ücretsiz seyahat hakkına sahip olan yaşlı yolculara karşı davranışları gerçekten üzüntü verici. Hele bu sözlü ve davranışsal saygısızlık yaşlı kadınlara yapılıyorsa, sözün bittiği yerdeyiz demektir.
Halk Otobüs şoförleri ile vatandaşın her gün tartışmalarına ya şahit oluyoruz, ya da şikayetler geliyor.
Yol soranlara sert yanıtlar. Özellikle yaşlıların inerken otobüsün hareket etmesi gibi başlayan tartışmalar, kavgaya varan görüntüler oluşuyor.
“Rahatsız olduysan taksiye bin kardeşim.”
Veya “Beleşçiler. Profesyonel yolcular”
Sık rastladığımız sözler bunlar.
Üstelik bu saygısızlıkların yaşlı kadınlara yönelmesi, sorunun ne kadar derin ve hassas bir noktaya ulaştığını gösteriyor.
Çünkü bir toplumun vicdanı, en kırılgan bireylerine gösterdiği özenle ölçülür. Eğer yaşlılar, hele ki kadınlar, kamusal alanda değersiz hissettiriliyorsa, burada yalnızca bir hizmet kusuru değil, ciddi bir toplumsal erozyon söz konusudur.
Vatandaşlar elbette şikâyet mekanizmalarına başvuruyor. Başkent 153 hattı ya da dijital kanallar üzerinden yapılan başvuruların sayısı az değil.
Ancak sorulması gereken temel soru şu: Bu şikâyetler gerçekten bir çözüm üretiyor mu? Görünen o ki, hayır. Şikâyetlerin artması, çözümün değil, sorunun büyüdüğünün göstergesi.
Başkent Ankara’da son dönemde özel halk otobüslerine yönelik şikâyetlerin artması, toplu taşıma sisteminin yalnızca teknik değil, aynı zamanda etik bir sorunla karşı karşıya olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Özellikle 65 yaş üstü vatandaşlara yönelik olumsuz tutumlar, hem sosyal devlet anlayışıyla hem de toplumun temel değerleriyle çelişiyor.
Oysa 65 yaş üstü vatandaşlara tanınan ücretsiz ulaşım hakkı bir “lütuf” değil, yasal bir haktır. Bu hak, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak verilmiştir.
Yaşlı bireyler, hayatları boyunca bu topluma katkı sunmuş, çalışmış, üretmiş ve bugünlere gelinmesinde pay sahibi olmuş insanlardır. Onlara gösterilmesi gereken saygı, sadece bireysel bir erdem değil; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.
Aslında sorunun temelinde ekonomik gerçekler yatıyor. Mazotun litresi 80 lira olmuş. Ücretsiz binişler nedeniyle gelir kaybı yaşadıklarını savunmakta ve bu durumun kendilerini zor durumda bıraktığını dile getiriyorlar.
Haklılar…
Ancak bu durum, hiçbir şekilde yaşlı vatandaşlara kötü muamele yapılmasını haklı çıkarmaz. Eğer sistemde bir aksaklık varsa, bunun çözümü vatandaşa yansıtılmak yerine ilgili kurumlar tarafından çözüme kavuşturulmalıdır.
Burada önemli bir sorumluluk da yerel yönetimlere düşmektedir. Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kurumlar, hem denetimleri artırmalı hem de şikâyet mekanizmalarını daha etkin hale getirmelidir. Aynı zamanda şoförlere yönelik eğitim programları düzenlenmeli; iletişim, empati ve mesleki etik konularında farkındalık artırılmalıdır.
Toplum olarak da bu konuda sessiz kalmamak gerekiyor. Bir yaşlı bireyin durakta beklerken otobüse alınmadığını görmek ve buna tepki göstermemek, sorunun bir parçası haline gelmek demektir.
Unutulmamalıdır ki bugün “yaşlı” diye görmezden gelinen insanlar, dünün üretken bireyleriydi; yarının yaşlıları ise bugünün gençleridir.
Ankara’nın bu sınavdan başarıyla çıkabilmesi için hem yöneticilerin hem de toplumun üzerine düşen görevler yapması şarttır.
Çünkü saygı, bir seçenek değil; bir zorunluluktur