İktidarın enflasyonu düşürme hedefli “acı reçetesinin” uygulayıcılarından Merkez Bankası Başkan Bardımcısı Cevdet Akçay, enflasyonla mücadele için ücretlerin baskılanması gerektiğini savunarak “Asgari ücreti yüksek bir yere çekeyim en azından işçi kurtulsun’ demek dünyanın en kötü fikri” demiş.

Birçok iktisatçının “ücretlerin baskılandığı ama enflasyonun talep kaynaklı olmadığını” savunan bilimsel eleştirileri hatırlatılınca Cevdet Akçay, Türkiye’de talep enflasyonu olduğunu iddia ederek, fiyatlama davranışını değiştirmenin anahtarının talebi kısmak olduğunu savunmuş.

Akçay, “Ücretlere düşük nominal artış verdiğinizde beklentiyi düzgün yönetirseniz reel ücretler artmaya bile gidebiliyor. Ama beceremezseniz, ücret artışı da sakata gelir. İnandırıcılığınız az kalırsa o zaman problem çıkıyor. Bütün mesele fiyatlama davranışı. Siz beklentiyi doğru yönetebilirseniz o zaman her şey sizin istediğiniz gibi gidecek. Ama inandırıcılığınız az kalırsa o zaman problem çıkıyor. Ama problem çıkıyor diye “Nasıl olsa bana inanmayacaklar. O zaman asgari ücreti basayım yukarıya epey bir yüksekten. En azından işçi kurtulsun” demek dünyanın en kötü kararı. Zaten o benim kararım değil, o ayrı bir karar ama o fikri vermek de verebileceğiniz en kötü fikir. Çünkü önce o artışı belirliyorsunuz. Artışı belirledikten sonra onun reel düşüşe mi artışa mı tekabül edeceğini bilmiyorsunuz. Sektörler talebi canlı gördükçe neden fiyatlama davranışını değiştirsin? Fiyatlamaları değiştirecek korkuyu salman gerekir” ifadelerini kullanmış.

Cevdet Akçay'ın bu açıklamaları enflasyon konusunu, piyasa ve fiyatlama dinamiklerini bilmediğini gösteriyor.

İktisat fakültelerinin daha birinci sınıfının birinci döneminde talebeler konuyu daha rahat kavrasın diye basitleştirilerek anlatılan arz talep dengesi olgusunu enflasyona yol açan asli neden olarak görmesi onun enflasyon ve piyasa dinaniklerinden ne kadar bihaber olduğunu açıkça kanıtlamaktadır.

Öncelikle enflasyon ile arz talep konusu tamamen ayrı iki konudur!

Arz talep kanunu ekonomi öğrencilerine anlatılırken sistemin mekanizmasını basitleştirerek kolay anaşılmasını sağlamak amacıyla arz sabit kabul edilir talep artınca fiyatların artacağı talep düşünce fiyatların düşeceği söylenir.

Oysa reel hayatta ne arz ve ne de talep sabittir, özellikle günümüz sınai imalatı ve lojistik imkanları sayesinde talep artınca arz buna çok hızlı uyum sağlar ve hızla artar. Bir çok firma zaten düşük kapasite ile üretim yaptığı kapasitesinin yüzde yüzünü kulanmadığı için talep artınca büyük bir hız ve mutlulukla önce arzı artırarak cevap verir ve bu şekilde karını maksimize eder.

Karını böyle maksimize eder çünkü üretim miktarı artınca birim üretim başına düşen genel maliyetler çok ciddi miktarda düşer ve bu noktada karlılık fevkalade artar.

Ayrıca günümüzün lojistik imkanları herhangi bir yerde talep artışı olduğu anda yerel reticiler bu talebi karşılayamasa bile başka üretim bölgelerinden ürün getirilmesini kolayca sağlayarak artan talebi kolayca karşılar.

Cevdet Akçay piyasayı ve piyasanın fiyatlama davranışlarını biliyor olsaydı üreticilerin daima “birimden” değil “sürümden” kazanmayı tercih ettiğini de bilirdi hiçbir üretici az üreteyim pahalı satayım diye düşünmez çünkü böyle bir durumda yeni oyuncuların piyasaya girişini eşvik etmiş olur. Tam tersine üreticiler düşük fiyat ile sürümden kazanmayı bu şekilde yeni oyuncuların piyasaya girişini caydırmayı stratejik olarak tercih eder.

Diğer yandan iç tüketimi baskılamak ancak ve ancak ihracat imkanları mevcutsa belki bir miktar işe yarayabilir.

Amma ve lakin Türkiye özelinde kur seviyeleri doğru noktada olmadığı için ihracat yapmak fevkalade zorlaşmış bulunmaktadır, yani ihracat yolu da tıkalıdır.

Bu noktada üreticilerin önünde iki yol kalır:

1- Daha az üretimi daha yüksek fiyattan satmak ki bu enflasyonist baskıyı artıracaktır.

2- Zarar etmemek için üretimi durdurmak b durumda da arz sorunu ortaya çıkar ki bu durumda da fiyatlar artacaktır.

Cevdet Akçay şunları bilmelidir:

1- Enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur.

Yüksek ve sürekli enflasyonun temel nedeninin mal ve hizmet üretiminden daha hızlı artan para arzıdır ki bu tamamen Merkez Bankasının sorumluluğundadır.

2- Dünyanın en kötü fikri hükümetin yarattığı enflasyonun faturasını ücretliye kesmektir.

Kimse şunu unutmasın her vergi bir kanuna dayanmalıdır ama enflasyon kanuna dayanmayan bir tür vergidir ve iktidarlar daima enflasyonu mali yükümlülüklerinden kolayca kurtulmak için yaratır. Hükümetin bu tercihin bedelini ücretle çalışanlara ödetmek kabul edilemez.

3- “Fiyatlamaları değiştirecek korkuyu salman gerekir.” Söylemi de çok yanlıştır.

Ekonomi korku salarak yönetilemez, zart zurt edip sallandıracaksın üçünü beşini bak fiyatlar artıyor mu söyleminin koskoca birsafsata olduğu bilinmektedir.

4- İktidarın en önemli sorunu güvendir.

Bu konuda elbette Cevdet Akçay'a katılmamak mümkün değildir. Türk Lirası dahil bu gün kullandığımız kağıt paralar devletlerin sonsuz vadeli sıfır faizli senedi hükmündedir ve herhangi bir değerli metal ya da döviz cinsinden bir karşılığı yoktur, yani değerleri tamamen itibaridir. Parayı basan otoritenin itibarı azalırsa paranın değeri de azalır, artarsa değeri de artar. Geçmişte enfasyon yaratmış olmak ise parayı basan otoritenin itibarını en kötü etkileyen olgudur, piyasa bir defa kolaya kaçıp enflasyon yaratan bir iktidar gelecete de gene kolaya kaçıp enflasyon yaratabilir diye hesap kitap yapar fiyatlama davranışını bu düşünceye göre belirler.

Sonuç: Türkiye'deki enflasyonun ana sebebi talep değildir! Türkiye'de enflasyonun ana sebebi piyasaların iktidara güvenmemesi, iktidarın güven ve itibar kaybıdır. Bu itibar sorunu çözülmeden ne yapılırsa yapılsın enflasyon engellenemez.