Diktatörler yoksullaştırır derken elbette diktatörlerin halkı yoksullaştırdığından bahsediyorum, yoksa diktatörler halkı yoksullaştırırken kendileri ve sadakatlerini satın almış olduğu yandaşları çoğu zaman muazzam miktarda zenginleşir.

Bakın size en bilinen ve halklarını aşırı yoksullaştıran üç diktatörlük sayayım:

· İran

· Venezuela

· Kuzey Kore

Bir çoğunuz biliyorsunuzdur bu ülkelerden ilk ikisi dünyanın en zengin petrol ve gaz rezervlerine sahip ama buna rağmen ülke ekonomileri batık, halkları ekmeğe muhtaç, yok yoksul sürünüyorlar.

Aslında bu ülkelerin çok zengin, halklarının ise refah içinde olması için gerekli olan tüm koşullar mevcut bulunmaktadır, bu ülkelerde halkın zengin olmaması, müreffeh yaşamaması için tek sebep çok ama çok kötü yönetilmeleridir.

Kuzey Kore’nin durumu ise çok daha vahim! Ülkedeki baskı ve hukuksuzluk zaten malum, halk hemen hemen her türlü çağdaş hak ve özgürlüklerden mahrum yaşıyor. Birçok vatandaş sağlık hizmetlerine çok zor veya hiç erişememekte ve kronik yetersiz beslenme nüfusun önemli bir bölümünü etkilemektedir. Zorla çalıştırma, ekonomiyi ayakta tutmak için kadınları, çocukları, işçileri ve mahkumları etkileyen sistematik bir sorun olmaya devam ediyor ve kurallara uymayanlara ağır cezalar veriliyor.

Bu üç diktatörlüğe Rusya ve Çin gibi bazı başka diktatörlükleri de eklemek elbette mümkündür.

Sakın ama Çin’de işler iyi gidiyor, Çin zenginleşiyor falan da demeyin!

Tamam, Çin zenginleşiyor olabilir ama bu elbette Çinlilerin de zenginleştiği anlamına gelmiyor, Çinlilerin çok büyük bir kısmı hala aşırı yoksulluk ve ağır çalışma koşulları ile boğuşuyor.

Onca zengin doğal kaynak ve üretim gücüne rağmen Rusya’da da durum hiç parlak değil sıradan halk çok ciddi bir geçim sıkıntısı yaşıyor.

Peki, neden?

Neden diktatörlük rejimlerinde daima halk yoksullaşıyor?

Bunun iki temel sebebi vardır:

1- Diktatörler iktidara gelip iktidarda kalabilmek için sadakati satın almak zorundadır. Ülke kaynakları ekonomik gerekçeler ile değil, yandaş devşirmek için kullanılınca bir kesim büyük miktarda haksız servet elde edip hızlıca zenginleşirken halk kaynaklardan yeterince pay alamaz, avucunu yalar yok yoksul sürünür. Diğer yandan yandaşları desteklemek için göz yumulan yolsuzluk ve rüşvet bu ülkelerin ekonomilerini çok kısa bir zamanda kanser gibi sarar, böyle ekonomilerde doğru düzgün, yasalara uygun iş yapmak mümkün olmaktan çıkar.

2- Diktatörlük rejimleri daima öngörülemez işler yapar ve çok büyük bir güven bunalımı yaratır. Güven olmayınca nitelikli insanlar diktatörlük rejimlerinde yaşamak, üretmek ve yatırım yapmak istemez. Yatırım ve üretim olmayınca ekonomik çöker büzüşür, kalkınma ve zenginlik oluşamaz.

Malum hukuk bir ülkede öngörülebilirliği sağlayabilmek için olmazsa olmaz bir ön koşuldur. Diktatörler ise herhangi bir siyasi ve hukuki denetime tabi değildir, kendilerini yasalar ile bağlı olarak görmez ve bu yüzden de ne yapıp yapmayacaklarını önceden öngörebilmek neredeyse hiçbir zaman mümkün olmaz. Bu durumun yarattığı güven bunalımı diktatörlük rejimlerinde yatırım ve üretim yapmayı tamamen mantıksız bir hale getirir. Bu ülkelerde çok zengin doğal kaynaklar bulunsa bile yatırımcılar riske girip bu kaynaklara ulaşabilmek için gerekli yatırımları yapmakta fevkalade isteksiz olur, yatırım yapanlar ise daima minimum risk, en düşük yatırım ve en yüksek kazancı hedefler. Buda doğal zenginliklerden ülkeye düşen payı aşırı miktarda düşürür.

Bu iki temel nedenden ve keyfi yönetimden dolayı bir diktatörlükte ülke ve ülkede yaşayan halk daima yoksullaşmaya mahkum olur...