Gelin bugün sizlerle biraz felsefe yapalım. Konumuzun kahramanı Lucius Annaeus Seneca ya da bilinen kısa adıyla Seneca. Milattan Önce 5 ve Milattan Sonra 65 yılları arasında yaşamış olan bu ünlü Romalı düşünür, İspanya’nın Cordoba (Kurtuba) kentinde doğmuş ve Roma’da ölmüş.
Bilgi kaynakları, Senaca’nın felsefesini özetle şöyle tanımlıyorlar:
“Senaca, zamanın toplumunu, bir vahşi hayvanlar topluluğu olarak gördüğünü, bilge kişiyi, kendi kendine yeten, hazza olduğu kadar eleme karşı da duygusuz, korku bilmez, evrenin gerçek efendisi, erdemi özgür iradesinin sonucu olan ve ölümden korkmayan kişi olarak tanımlıyor. Başka bir deyişle, her ne kadar Stoacı maddeciliği benimsemiş olsa da Tanrının aşkın olduğunu öne süren Seneca, pratik felsefeyi öne çıkarmış ve gerçek erdemle değerin, dışarıda değil de insanın içinde olduğunu belirtmiştir. Ona göre, harici iyiler ve zenginlikler, insana mutluluk sağlamazlar.”
İşte bu ünlü düşünürün Antakya müzesindeki bir lahitte sözleri yer alıyor. Çünkü; duvarda yer alan sözde, Milattan Sonra 65 yılında vefat eden “Seneca” isimli bir düşünüre aittir ibaresi yer alıyor.
Seneca’ya ait olduğu belirtilen sözler şöyle:
-Para ile satın alınan sadakat, daha fazla para ile de satılır.
-Başlayan her şey biter.
-Büyük bir servet, büyük bir köleliktir
-Ölüm, bazen ceza, bazen bir armağan, çoğu zaman da bir lütuftur.
-Yeryüzünde gün ışığına layık olmayan nice insanlar vardır ama güneş her gün yeniden doğar.
-Hayatı komedi sananlar, son espriyi iyi düşünsünler!
-Yaşıyorsak, hala umut var demektir.
-Aza sahip olan değil, çok isteyen fakirdir.
-Hayatı kaybetmekten daha acı bir şey vardır, yaşamın anlamını kaybetmek.
-Unutmazsan senin, affetmezsen onun canı acıyacaktır. Unutma, affetmek ve unutmak sadece iyi insanların intikamıdır.
-Ey hayat senin bu kadar önemli tutulman ölüm sayesindedir.
-Unutma ki, birlikte olduğun insanın geçmişini kurcalamak, onunla kurmayı düşündüğün geleceği yok etmekten başka bir şeye yaramaz.
-İnsanları tanımak için onları sınamaktan korkmayın; çünkü kaybedilmesi gerekenler, en önce kaybedilmelidirler.
-Gençliğinde bilgi ağacını dikmeyen, yaşlılığında rahatlayacağı bir gölge bulamaz.
-Hafif acılar konuşabilir ama, derin acılar dilsizdir.
Günümüzden iki bin yıl önce de insanoğlu bugün yaşadıklarımızın benzerlerini yaşamış. Aynı acıları çekmiş, aynı mutluğu tatmış. Sonuçta günümüzde kadar gelen bu özlü sözler ortaya çıkmış. Günümüzde de böyle değil mi? Para ile satın alınan sadakatın, daha fazla para ile satıldığına şahit olmuyor muyuz?
Özetle;
Başlayan her şey günü geldiğinde bittiğine, ya da yaşıyorsak, hala umudun var olduğuna, hayatı kaybetmekten daha acı bir şeyin, yaşamın anlamını kaybetmek olduğuna bir itirazı olanın çıkacağını düşünemiyorum bile.
Her biri başucuna çerçeveletip asılacak değerdeki bu sözlerden belki birkaçı sizin de hayat felsefenize yenilikler katacaktır kim bilir?