Cumhuriyet Türkçesini çok iyi konuşan, ancak, yazılarında çok daha iyi kullanan bir insanım. Olabildiğince, Fransızca, İngilizce, Arapça veya diğer dillerden dilimize katılan kelimeleri kullanmamaya özen gösteriyorum. Bu nedenle başlığı şöyle belirledim. Te…süz Türkiye mi, Şiddetsiz mi?
Çünkü, Te…süz Türkiye hedefi ile TBMM’de tüm partilerin farklı sayılarla temsil edildiği “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”, halk arasında daha çok konuşulan adı ile “Süreç Komisyonu” kurulması, insana, hayvana, doğaya ve çevreye yönelik insan şiddetinin sonlanmasını isteyenler tarafından çok olumlu karşılandı. Silahların susması için atılan ilk adım, dağların, mağaraların, ovaların, yolların, denizlerin, okyanusların, silahlı insanların bulunmadığı temiz ve güvenli alanlar olmasını isteyenlerde umut kadar soru işaretleri, siyasetçilere ve siyasal önderlere yönelik güvensizlik de yarattı, hayli yüksek düzeylerde. Umutlar ve hayaller mi kazanacak, umutsuzluk ve hayal kırıklıkları mı Türkiye’yi saracak, göreceğiz, umarım görebileceğim.
Ancak, Adalet ve Kalkınma Partisi ile bu Partinin iktidarını destekleyenler, Te… Türkiye dediklerinde sadece silahlı, paralı ve örgütlü şiddetten uzak bir ülkeyi mi vurgulamak istiyorlar acaba? Silahlı ve örgütlü şiddet, tek bir yapıdan gelmiyor ki. Çok çeşitli şiddet çeteleri var ülkemizde, komşu ülkelerde ve Dünya’da. Bir tek örgütün, hatta bir tek silahlı insanın bile şiddetten uzaklaşması çok önemlidir. Hele çok kalabalık ve yaygın bir örgütün silahı bırakması elbette çok daha önemli ve etkili olacaktır. Göreceğiz, umarım.
Bir toplumda silahlı, örgütlü veya silahsız şiddet örneklerinin yaşanmaması için insanın çocukluktan başlayarak sevgi, dostluk, hoşgörü, adalet, çatışma değil barış bilinci ile yetiştirilmesi ve büyütülmesi gerekiyor. İnsanların, içinde şiddet barındırmayan kendi kültürü ile büyümesi, yaşaması ve yaşlanması, ancak farklı kültürlerden de etkilenmesi doğal karşılanmalıdır.
Silahlı örgütlerin, ayrı ve bağımsız devlet kurmaları için ürettikleri şiddet türleri, ülkemizde 40 yıldan fazla sürede çok kan ve gözyaşı döktü. Toplumun, basının, siyasetçilerin ve bilim insanlarının T harfi ile adlandırdıkları, benim ise “Şiddet” olan, kan ve gözyaşı üreten vahşetlerin başlamaması, başladığında en az kayıplarla sonlandırılması, tamamen demokrasi, sevgi, dostluk ve barış kavramları ile ilgilidir.
Her düşüncenin ve inancın temsil edildiği, herkesin yüz yüze ve göz göze iletişimi, uzlaşmayı ve paylaşmayı başardığı, kimsenin aç, yoksul ve yoksun olmadığı, insanlar arasında hiçbir alanda büyük ve olumsuz farklılıkların, adaletsizliklerin, ırk, köken, inanç, kültür ve cinsiyet ayırımcılığının bulunmadığı demokratik bir toplumda, bir ülkede şiddet hemen hemen yaşanmaz. Yaşanırsa, başka bireysel veya toplumsal sorunlar var demektir.
Silahlı yapılarının ürettiği şiddet çeşitlerinden ayrılarak, toplumsal barışın sağlanması ve sürdürülmesi için kamu, özel, meslek ve gönüllü kuruluşların önemine çok kısa olarak değinmek istiyorum. Gelecek yazımda bu kuruluşlara biraz daha somut önerilerle değinmeye çalışacağım.
Yalan, hakaret, iftira, tehdit, sahtecilik, kumpas, adaletsizlik de şiddettir. Fırsat buldukça, bir yerde adalet yoksa şiddet vardır, bir yerde şiddet varsa adalet yoktur diyorum, yazıyorum.
Türkiye’de toplumsal barışın, güvenin, sevginin, hoşgörünün, dostluğun ve dayanışmanın sağlanmasında kamu kurum ve kuruluşlarının, ardından belediye başkanlıklarının, özel kesimin, baro, oda ve birlik şeklindeki meslek örgütlerinin, dernek, vakıf, federasyon ve konfederasyon gibi demokratik kitle örgütlerinin ve basının payı çok yüksektir.
Çok yüksek değişimleri, gelişimleri ve olumlu etkileri, ilk başta kamu kurum ve kuruluşlarında görmek hakkımızdır.
TBMM’nin oluşturulması ve yetkileri, seçim barajı, Cumhurbaşkanlığı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Üniversiteler, Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, yargılama yöntemleri, yargıçlara ve savcılara verilen yetkiler, Sayıştay, Yüksek Seçim Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Basın İlan Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yapılanmaları, çalışanların ve yöneticilerin atanma yöntemleri, şiddetle ve şiddetsizlikle ilişkileri mutlaka irdelenmelidir.
Bu kuruluşların eksizsiz demokrasiye dayandırılması, insan, hayvan, doğa ve çevre haklarına uyumlu olması, sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanacak Türkiye hedefine ulaşılmasında büyük bir zorunluluktur.
İşte, bu nedenle, çeteleşmiş silahlı güçlerin ürettiği şiddetin sona ermesi ile birlikte yukarıda dile getirmeye çalıştığım kuruluşların demokrasi, şiddet, şiddetsizlik, sevgi, dostluk ve toplumsal barışla ilişkileri de, çok ivedi olarak ele alınmalıdır.
Türkiye, böyle bir süreci kesin çizgilerle başlatacak ve sürdürecek insan gücüne, melek kişilikli insanlara sahiptir.
Haydi, sadece T…süz değil, Şiddetsiz Türkiye için kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, haydi…