Direksiyon başına geçtiğimiz anda değişiyoruz. Günlük hayatta sakin, anlayışlı ve ölçülü davranabilen pek çok insan, trafiğe çıktığında adeta başka bir kimliğe bürünüyor. En küçük bir hatada öfkeleniyor, korna sesleri yükseliyor, camlar açılıyor, sözler sertleşiyor. Bir anda hepimiz, pimi çekilmiş bir bombaya dönüşüyoruz.
Son dönemde trafikte yaşanan kavga haberlerindeki artış, bu ruh halinin tehlikeli bir boyuta ulaştığını gösteriyor.
Basit bir yol verme tartışması, şerit ihlali ya da sinyal vermeme gibi sıradan hatalar, birkaç dakika içinde yumruklu kavgaya; kimi zaman da yaralanma ve ölümle sonuçlanan olaylara dönüşebiliyor.
Trafik kurallarına uyulmaması, hız sınırlarının aşılması ve dikkatsizlik elbette önemli etkenler. Ancak asıl belirleyici unsur, sürücülerin artan stres seviyesi ve tahammülsüzlüğü.
Son iki ayda gazetelere ve haber sitelerine yansıyan olaylara bakıldığında, tartışmaların çoğunun “sudan sebeplerle” başladığı görülüyor. Gülüp geçilecek bir temas, bir bakış ya da küçük bir yol hatası, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabiliyor.
Niğde’de yaşanan bir olay bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Aynı istikamette ilerleyen iki aracın dikiz aynalarının temas ettiği iddiasıyla başlayan tartışma, kısa sürede büyüyerek silahlı kavgaya dönüştü.
Taraflardan biri belinden çıkardığı silahla iki kişiyi öldürdü. Olayın ardından zanlının “Öldürdüm, pişman değilim. Gurur duyuyorum” sözleri ise meselenin sadece bir trafik tartışması olmadığını; derin bir öfke ve kontrol kaybını yansıttığını ortaya koydu.
Klinik Psikolog Kardelen Akçay’a göre, toplumda biriken psikolojik ve sosyal sorunlar, insanların tahammül eşiğini ciddi biçimde düşürmüş durumda.
Akçay, “Artık kimsenin kimseye tahammül edecek gücü kalmamış gibi. Özellikle direksiyon başına geçildiğinde insanlar farklı bir ruh haline bürünüyor. 90’lı yıllarda ‘trafik canavarı’ denirdi, şimdi ise hepimiz o canavara dönüşmüş gibiyiz. Normalde sakin olan insanlar bile trafikte aceleci, tahammülsüz ve öfkeli davranabiliyor” diyor.
Gerçekten de trafik, çoğu zaman günlük hayatın bir yansımasıdır. İş stresi, ekonomik kaygılar, sosyal baskılar ve kişisel sorunlar, direksiyon başında patlak verebiliyor. Bardağı taşıran son damla, çoğu zaman sadece bir sinyal vermeme meselesi oluyor.
Peki ne yapmalı?
Öncelikle zorunlu olmadıkça trafikte tartışmaya girmemek en güvenli yoldur. Küçük bir hatayı büyütmenin kimseye faydası yok. Hatalıysak özür dilemek, çoğu zaman tansiyonu düşürür. Karşı taraf hatalıysa bile, öfkeyle tepki vermek sorunu çözmez. Trafikte herkes zaman zaman hata yapabilir; önemli olan o hatayı ölümcül bir krize dönüştürmemektir.
En kritik nokta ise güvenliktir. Hata sizde olsun ya da olmasın, araçtan inmemek hayati önem taşır. Aracı güvenli bir yere çekmek, kapıları kilitlemek ve camları kapatmak; olası bir saldırı riskine karşı en temel önlemlerdir. Karşınızdaki kişinin silah taşıyıp taşımadığını, bir maddenin etkisinde olup olmadığını ya da kontrolsüz bir öfke patlaması yaşayıp yaşamadığını bilemezsiniz. Böyle bir belirsizlik ortamında en akıllıca davranış, mesafeyi korumaktır.
Bir diğer önemli adım da öz sorgulamadır. Eğer biz de hızla öfkeleniyor, bağırıyor, tehditkâr bir dile kayıyorsak, olay geçtikten sonra kendimize şu soruyu sormalıyız: “Gerçekten bu kadar tepkiyi hak eden bir durum muydu, yoksa başka bir sıkıntının yansıması mıydı?” Bu soruya dürüstçe verilecek cevap, hem trafikte hem hayatta daha sağlıklı bir tutum geliştirmemize yardımcı olabilir.
Unutmamak gerekir ki trafik, bir savaş alanı değil; ortak yaşam alanıdır. Direksiyon başında gösterdiğimiz sabır, belki de bir hayat kurtarır.
Öfkenin bedeli ağır, sükûnetin kazancı ise çoğu zaman görünmez ama değerlidir. Bugün yolda karşılaştığımız kişi bir yabancı olabilir; ancak bir anlık öfke, onu ya da bizi geri dönüşü olmayan bir sona sürükleyebilir.
Trafikte sakin kalmak, sadece bir erdem değil; aynı zamanda bir sorumluluktur.