Türkiye’de milyonlarca emeklinin merakla beklediği “en düşük emekli aylığı” tartışmaları, Meclis’te kabul edilen yasa ile sona erdi. Hükümetin sunduğu teklif doğrultusunda en düşük emekli aylığı 20 bin liraya yükseltildi. Ancak ortaya çıkan tablo, emekliler açısından bir rahatlama değil; aksine derinleşen yapısal sorunların yeni bir göstergesi oldu.

Kanun teklifinin görüşmeleri sırasında Meclis’te ciddi bir kriz yaşandı. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, salonda bulunmayan bir AKP milletvekili adına yoklama pusulası gönderildiğini tespit ederek yoklama talep etti. Bunun üzerine Meclis’te tansiyon yükseldi.

TBMM Başkanvekili Celal Adan’ın tepkisi sertti: “Saygısızlık, terbiyesizlik yapılmıştır; olmadığı halde bu kâğıdı gönderen ahlaksızdır, kim getirdiyse ahlaksızdır.”

Oysa bu tartışmadan sadece saatler önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, grup toplantısında AKP milletvekillerini açıkça uyarmıştı: “İstisnasız tüm milletvekillerimizden, komisyon ve Genel Kurul çalışmalarına katılım noktasında azami özeni bekliyorum.”

Aradan 24 saat bile geçmeden yaşanan bu kriz, Meclis çalışmalarındaki ciddiyet sorununu bir kez daha gözler önüne serdi. Tüm muhalefetin protestosuna rağmen yasa kabul edildi.

Yeni düzenlemeden 4 milyon 917 bin emeklinin yararlanacağı açıklandı. Ancak bu emekliler, Ocak ayında zamlı maaş alamayacak. Yasa, Cumhurbaşkanı’nın onayı ve Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından yürürlüğe girecek. Bu sürecin Şubat ayına sarkması bekleniyor. Zam farklarının ise daha sonra emeklilerin hesaplarına yatırılacağı belirtiliyor.

SGK YARDIM KURULUŞU DEĞİLDİR

Tartışmaların merkezinde ise çok temel bir gerçek bulunuyor: Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bir yardım kuruluşu değildir. Emekli aylığı bir bağış ya da sosyal destek ödemesi değil; yıllarca ödenmiş primlerin karşılığı olan kazanılmış bir haktır.

SGK’nın Ekim 2025 verilerine göre Türkiye’de 15 milyon 989 bin 169 kişi emekli aylığı almaktadır. En düşük emekli aylığını alanların sayısı 4 milyon 11 bin 700 iken, yapılan düzenlemeyle bu sayı 4 milyon 917 bine yükselmiştir. Bu artış, emeklilerin refahının yükseldiğini değil; sistemin giderek daha fazla emekliyi asgari sınırda tutmak zorunda kaldığını göstermektedir.

Kamuoyuna “emekli maaşı artırıldı” şeklinde sunulan alt sınır aylığı uygulaması, gerçekte emekli aylıklarının yeniden hesaplanması ya da kalıcı bir artış anlamına gelmemektedir.

Emekli aylığı; prim ödeme gün sayısı ve prime esas kazançlar dikkate alınarak hesaplanır. Ortaya çıkan gerçek aylık, belirlenen alt sınırın altında kalıyorsa ödeme bu sınırdan yapılır. Ancak kritik nokta şudur:

Alt sınır aylığında yapılan artış, emeklinin gerçek aylığını artırmaz.

Aradaki fark Hazine tarafından karşılanır. Böylece sorun çözülmez, sadece ertelenir.

Aslında sorunun kaynağı, 2008 yılında değiştirilen Sosyal Güvenlik ve emeklilik kanunundan kaynaklıyor.

2008 sonrası emekli olanlar için aylık hesaplama sistemi köklü biçimde değiştirildi. 5510 sayılı Kanun’la birlikte emekli aylıkları düşmeye başladı. Bu düşüşü gizlemek amacıyla 2019’da çıkarılan 7161 sayılı Kanun ile “alt sınır aylığı” uygulaması getirildi.

Bu düzenleme, sorunu çözmek yerine kamufle etti. Yüksek prim ödeyen, uzun yıllar çalışan sigortalılar açısından açık bir adaletsizlik doğdu. Sosyal sigortanın temel ilkesi olan “ne kadar prim, o kadar aylık” anlayışı fiilen ortadan kalktı.

Öncelikle; Emekli aylık bağlama sistemi değiştirilmelidir. Sade, anlaşılır ve öngörülebilir bir hesaplama modeli oluşturulmalıdır. Yeni sistem, geçmişte bağlanan aylıkları da kapsayacak intibak düzenlemesini içermelidir.

Aksi halde “Türkiye büyüdükçe herkes payını alacak” söylemi, 23 yılın sonunda hâlâ emekliden sabır istemekten öteye geçmemektedir. Bu yaklaşım, halk deyimiyle ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir.

2008 yılında enflasyon tek haneliydi. 2011 sonrası ekonomik dengeler bozuldu; rejim değişikliğiyle birlikte ekonomi derin bir istikrarsızlığa sürüklendi. Vatandaşın refahı; nutukla, alkışla ya da istatistik oyunlarıyla sağlanmaz. Beslenme ve barınma, söylemle değil gelirle mümkündür.

Bugün açlık sınırının 30 bin lirayı aştığı bir ortamda, en düşük emekli aylığını 20 bin liraya çıkarmak; emekliyi dikkate almak değil, gerçeği görmezden gelmektir.

Emekli aylıklarını 2002 yılıyla dolar bazında kıyaslamak ise ekonomik gerçeklerden kopuk bir yaklaşımdır. 2021’den bu yana özellikle gıda fiyatları, döviz kurundan bağımsız şekilde artmaktadır. Uluslararası kuruluşların dahi dikkat çektiği bu tabloya rağmen hâlâ geçmiş yıllarla karşılaştırma yapmak, toplumun aklıyla alay etmektir.

Bugün ne asgari ücretli ne de emekli, açlık sınırının üzerinde bir gelir elde edebilmektedir. Toplumun yalnızca yüzde 5’i refah içinde yaşarken, geri kalan büyük kesim yalnızca hayatta kalmaya çalışmaktadır.

Emeklinin hayali bir kez daha ertelenmiş, beklentileri bir kez daha boşa çıkmıştır.