Ben Uğur Mumcu’nun “memlekette bilgisi olmadan fikri olan çok insan var” sözünü çok doğru bulur, pek beğenir ve sık sık da kullanırım. Dahası bu sözün bizim toplumumuzda var olan etlice bir kesimi ne kadar iyi tanımladığını da pek çok olayda sık sık gözlemledim.
Bakınız bir insanın da insanlardan oluşan toplumların da rasyonaliteye uygun, doğru kararlar verebilmesi çok yaşamsaldır. Bunun için insanın ve elbette insanlardan oluşan bir toplumun da zeka seviyesi elbette çok önemlidir ama bundan çok daha önemlisi sahip olduğu eldeki bilginin doğruluğudur.
Eldeki bilginin doğruluğudur çünkü; yanlış bilgi ile en zeki insan bile asla doğru bir karar veremez.
Bu girişi niye yaptım?
Efendim eski vali, yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi valilik görevindeyken valiliğin sosyal medya hesaplarından bazı paylaşımlar yapmış. Bu paylaşımlardan Abdülhamit’i pek sevdiği, her fırsatta adını sitayişle andığı ve onun yaptığı işleri pek olumladığı anlaşılıyor. Öyle ki bu arkadaş ne vefat yıl dönümünü anmayı atlamış ve ne de tahta çıkış yıl dönümünü kutlamayı unutmuş...
Hatta Erzurum Valiliğinin resmi sosyal medya hesaplarında paylaştığı “Sultan Abdülhamit Han’ın tahta çıkışının 148. yıl dönümünü kutlama” mesajında Düyun-u Umumiye İdaresini kurarak devletin borç yükünü hafifletmiş olduğunu bile iddia etmiş...
Vallahi demedi demeyin Abdülhamit mezarından çıkıp gelse kendi kendini bu kadar övmez, hele hele Osmanlı İmparatorluğu için bir utanç abidesi olan Düyun-u Umumiye İdaresini böyle parlatmazdı...
Yukarıdaki paragrafta da dediğim gibi yanlış bilgi ile doğru fikir oluşmaz, asla doğru iş yapılamaz.
Mustafa Çiftçi benim de mezunu olduğum Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden 1995 yılında mezun olmuş yani köy kahvesinde kulaktan dolma bilgiler ile geyik muhabbeti yapacak biri değil, tam tersine bu ülkedeki en iyi okullardan birinde siyaset bilimi okumuş iyi eğitimli biri.
Peki, sizce asli görevi Cumhuriyetimizi savunmak olan bu Cumhuriyetin bir Valisi neden Abdülhamit’e böyle düşkün olur?
Cumhuriyetimizin bir valisi emperyalist güçler tarafından Osmanlı’nın zaaflarından istifade ile kurulan ve Türk Milletinin egemenlik hak ve özgürlüklerine çökmüş Düyun-u Umumiye gibi utanç verici bir kurumu meşrulaştıracak bir söylemi nasıl benimser?
İşte aklın almadığı, mantığın çözemediği nokta tam da burasıdır.
Hani desem ki bu arkadaş Abdülhamit kimdir, Düyun-u Umumiye nedir bilmiyor...
Yukarıda da dediğim gibi Mustafa Çiftçi Mülkiye mezunu. Demedi demeyin Mülkiye son derecede ciddi bir okuldur, Mülkiyenin hocalarından geçer not alıp mezun olmak hiç de öyle kolay bir iş değildir.
Yani biyografisindeki bilgiler doğru ise bu konuları bilmemesi pek mümkün değil.
Peki, bir insan ne yaptığını bile bile Abdülhamit’i ve ne olduğunu bile bile Düyun-u Umumiyeyi nasıl savunur, neden savunur?
Bu noktada bence iki olasılık var:
1- Bunları söyleyerek bu konunun pirim yaptığı toplumsal kesimlere şirin gözükmek ve onların desteğini almak istiyordur.
2- Gerçekten de bir monarşi ve teokrasi savunucusudur.
Birinci şık gerçekse diyeceğim pek bir şey yok ne yazık ki memlekette popülizm ya da Türkçe karşılığı ile halk dalkavukluğu çok yaygın bir hastalık.
Amma ve lakin gerçekten de monarşi ve teokrasiyi savunuyorsa yanlış yolda demektir. Tanıyanınız bileniniz varsa elden ele iletsin, bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır bir mülkiyeli olarak zat-ı alilerini ziyaret edip Düyun-u Umumiye ve Abdülhamit gerçeklerini kendisine anlatayım.
Ayrıca gerçekten de çok merak ediyorum; madem monarşi ve teokrasiyi savunacak neden Abdülhamit gibi Osmanlı’nın en başarısız padişahı üzerinden yürüyor da Osman, Orhan, Fatih, Kanuni ve Yavuz gibi çok daha başarılı padişahları örnek almıyor?