Sevgili okur,
Hafta içi bir proje toplantısı için Kütahya’ya gittim. Proje bir hastane projesi; biz de bina otomasyon sistemi sözleşmesi için görüşmeler yaptık. Keşifler yapıldı. Bir de masa düzeninde, arkadakilere ayıp olmasın diye sandalyeyi düzeltmek isterken bir güzel düştüm. Bir satış ustasının “konuşurken kimseye arkanı dönme” diye bir ilkesi vardı; ayaklarımın bir süre havada kalmasını sağladı ama olsun, ilke bozulmadı.

Keşfi yaptık, akşam üzeri yolda dönerken bir telefon aldım. İstanbul’da büyük ölçekli mekanik ve elektrik tesisat projeleri yapan bir firmanın iflas ettiğini konuştular. Benim de tanıdığım iki firmanın yaklaşık 50 milyon alacağı varmış. Telefonda arkadaşıma “Nasıl olur da risklerini tek firmada bu kadar yüksek tutmuşlar?” dedim demesine… Ama zamanında aynı hatanın kıyısına benim de geldiğim aklıma düştü.
Neyse… Hatalar hayatın acı sosları işte; her zaman o kızartmanın üzerinde duruyorlar. Biz orta yolu bulalım yeter. Bu ara hep “orta yol” karşıma çıkıyor. Ne demek? Ölçülü yaşam.

Haldun Dormen’in Ben Buyum İşte kitabından aklımda kalan bir cümle var: “Ne yaparsanız yapın ama ölçülü yaşayın.” Geçen haftaki yazımda derneğimizin gelecek dönem başkanı dostum da bu cümleye değinmiş, çok güzel bir karşılık yazmıştı… Evet: ölçülü olmak.
Gelelim o batışı Titanik gibi olan İstanbul firmasına… Batışın altındaki sebepleri, finansal çerçevede ayıralım. Bu büyük firma çok proje almış. Bu projeleri finanse etmek için, zararına proje almış. Piyasaya çek kesmişler. Çeklerin vadeleri geldikçe ödeme yapamaz hale gelmişler; krediye bulaşmışlar. Sonunda ellerinde çiçekler gibi projeler var ama kasada nakit sıkıntısıyla baş başalar.
Aslında hikâye aynı, aktörler farklı. Finansı kontrol eden ortaklar nakit akışında hata yapmış; bu hatanın bedeli yüzlerce personelden tutun, onlarca tedarikçinin hayatında tatsız günler olarak yazılacak.

İşte kronoloji bu kadar basit. Evet, şirketi boşaltıp sonra “iflas süsü” veren, konkordato alan birçok firma da var; ama çoğu, yukarıda parmaklarımdan acı şekilde çıktığı gibi oluyor. Önlem almak da basit aslında: Her şirketin finansı kendi içinde olmalı. Grup firmaları bile olsa, finans karıştırılmamalı. Bunu başaran birçok köklü şirket var. Hatta bazıları her proje için ayrı bir iş ortaklığı kuruyor; belki de zaten ondan köklüler.

Yine öğlen, başka bir iş insanıyla yemek yedik. Onun önce çalıştığı firma da konkordato sürecine girmiş. “Her işi barter’la aldılar. İhtiyaç halinde nakde dönüştüremediler; elde öylece kaldı. Zaten bir mühendislik firmasının işi daire, taşınmaz satmak değil,” dedi. Benim penceremden: çok haklı. Benim yolda aldığım bu haberler bitmeyecek. Bize düşen; ortaklık yapılarımız dahil, iş sürecindeki her detayı ince ayrıntısına kadar kontrol etmek olmalı. Yoksa şu anki ekonomik sistem bir ipe bağlı. Küçük bir kesikte ne ip kalır ne de cambaz.
Sağlıcakla.