Lev Tolstoy’dan İvan İlyiç’in Ölümü kitabını okuyorum. Bugün iş dünyasının patikalarında, duraklarda karşımıza çıkan uyarı tabelalarına değineceğim. Tolstoy nereden çıktı diye düşünmeyin. Yine bir kitap ve bir cümle beni etkiledi. Onu paylaşacağım ve ardından iş dünyasının kıvrımlı yollarında 2026 için ilerleyeceğiz.


“Kiesewetter’in Mantık kitabında, ‘Gaius bir insandır. İnsanlar ölümlü olduklarına göre, Gaius da ölümlüdür’ deniyordu. İvan İlyiç bu örneği bütün ömrünce yalnız Gaius’a uygulamayı doğru buluyordu; kendisine uygulamayı ise asla doğru bulmuyordu.”
Bu cümle bana şunu düşündürdü: İş dünyasında başarı hikayeleriyle bezenmiş kitapları bir süredir fazla tercih etmiyorum.

Charlie Munger’in bir konuşmasındaki tavsiye gibi, son yıllarda ilgimi başarı öyküleri değil, başarısız olan şirketlerin izlediği yollar çekti. Her tarafta “başarı anlatısı” dolaşırken ben başarısızlığı anlamaya yöneldim. İtiraf ediyorum, izlediğim hikâyelerin pek çoğunun tahsilat tarafındaki yankısını biz de dönem dönem yaşadık. Bu, anlatılanların hatalı olmasından değil; projeye dalıp tahsilatı geri plana atma gafletimizdendi. Neyse ki o hatalar batak olmadı; dönüşüm oldu ve şirketimiz bina otomasyonunda yoluna daha sağlam adımlarla devam ediyor.


Konu benim şirketim değil. Konu, 2025 yılında firmaların düştüğü hatalar ve 2026 için bundan nasıl ders çıkartılacağıdır.
Richard H. Thaler’in “Akıllı İnsanların Mantıksız Kararları” kitabında, insanların kendilerine zarar verecek kararlara bile bile nasıl yürüdükleri ekonomi ödülüne yakışan bir ustalıkla anlatılır. Bir önceki kitabı “Dürtme”, insanları yönlendirme yöntemlerini ele alıyordu; bu kitapta ise bireylerin hataları fark etseler bile onları tekrarlayabildiklerini görüyoruz.


2025’te gördüğüm en büyük sorun tahsilattı. Şirketler için tahsilat can damarıdır. Tahsil edilmeyen satış satış değildir; olsa olsa hediyedir. Sert bir ifade ama gerçeğin ta kendisi. Tanıdığım bir firma, iş almak için var gücüyle çalışıyor; iyi işler de alıyor. Ancak belirli aralıklarla ciddi tahsilat kayıpları yaşıyor. O kayıpları telafi etmek için yeni projeler kovalıyor. Bu döngü böyle devam ediyor. Finans diliyle hasta oksijen tüpüne bağlanmış durumda. Şirket nefes nefese kalsa da o düzlüğe hiçbir zaman çıkamaz. İvan İlyiç’in “ölüm bana gelemez” demesi gibi, finansal ölümün bize uğramayacağını sanmak büyük yanılgıdır.


İkinci yaygın hata niteliksiz projelere zaman harcamaktır. Son yıllarda bina otomasyon sektöründe rakip sayısı arttı. Şikayet etmiyoruz; herkes hayatta kalmaya çalışıyor. Yazıya başlamadan önce görüştüğüm genel müdür yardımcısı bir arkadaşım, Ar-Ge’ye ağırlık verdiklerini ve yenilikçi projelere odaklandıklarını söyledi. Çok doğru bir yaklaşım. Malzeme fiyatlarının durmadan arttığı bir dönemde “keşke bakır alsaydık” diye gülmek zorunda kalıyoruz ama bunun ötesinde oyunu değiştirmek gerekiyor. Ar-Ge sektöründe tanıdığım başka bir firma da yeni bir ürün çıkarmış; pazara onunla gireceklerini söylüyorlar. Aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek Einstein’ın sözünü hatırlatır; başarısız olmak isteyenler aynı işi tekrar edebilir, diğerleri yeni yön bulur.


Üçüncü yıkıcı hata tüketim çılgınlığıdır. Yıllar önce bir arkadaşım şirket kurdu. Güzel işler aldı, ekipler büyüdü; kısa süre sonra iflas etti. Çünkü ilk çeki lüks arabaya yatırdı; kalan kredilerle zevk yatırımı yaptı. Şirketinin yaşam savaşından önce kendi konforunu düşündü. Bir yıldız gibi aramızdan kaydı gitti. Talihsizlik değil; yanlış öncelikler.
Hafta içi TÜSİAV’daki toplantıda Başkan Veli Sarıtoprak ile ülke ekonomisi üzerine konuştuk. Sonuç net çıktı: 2026 zor geçecek. Bu karamsarlık değil, fotoğrafın açıklığıdır.
Thaler’ın anlattığı hatalı davranışlar gözümüzün önünde duruyor: Krediyle arabasını yenileyenler, durmadan yeni telefon alanlar, “nasıl olsa kazanırım” diyenler. Bir içerikte iflas eden bir iş insanı şöyle diyordu: “İş yeri kira, evi kira, kapıda 10 milyonluk araba var. Bana ‘ne yapayım’ diye soruyor.” Cevabı basit: İflasın hayırlı olsun.


Bir başka içerikte, Ortadoğu ülkelerinde lüksün gösteriş için kullanıldığı söyleniyordu. Bu ülkemizi küçümsemek değil; acı bir gerçek. Öğrendiğim ders net: Ödenmiş sermayenin yüzde onu kadar lüks tüketebilirsin. Krediyle lüks almak yasaklı bölgedir. Krediyle alınmış lüksün arkasından “param yok” denmez. Hayat bazen kaba ama öğreticidir.
2026’da şirketler ayakta kalabilir, ama bunun üç şartı var: Tahsilat disiplini. İnovasyon cesareti. Tutarlılık ve tasarruf.
Sihri küflenmiş bir lambadan üç dilek istesem bunları isterdim. Peki sizin 2026 için dileğiniz nedir?