İktidar Mansur Başkan’ı Ankara’yı susuz bırakmakla suçluyor ve Ankara’nın iyi yönetilemediğini iddia ediyor...
Sadece iktidar değil birde iktidarın eski mensuplarından olup şimdi kızakta ömür çürüten bir açık kapı bulup da yeniden iktidardan pay alabilir miyim diye düşünen Melih Gökçek var oda hiç utanmadan sıkılmadan konuşup duruyor...
En son topa Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı girdi...
CNN Türk ekranlarında yayınlanan Tarafsız Bölge programında Ankara'da yaşanan su krizine ilişkin açıklamalarda bulunan Yumaklı, "Baraj yapmak belediyelerin görevi. Bütün kaynaklar Ankara'ya yetiyor. Su sıkıntısı yaşanmasının sebebi beceriksizlik. Mansur Yavaş'ın yaptığı bir tane baraj yok. Olmayan bir şeyi söylüyorlar. 7 yılda baraj yapılır. İstenirse yapılır." diye konuştu.
Öncelikle Ankara’da yaşanan öyle krize dönüşmüş bir su sorunu yoktur! Belediye suyu idareli kullanabilmek amacı ile zaman zaman bazı yerlerde kesintiler yapsa da ortada ciddi bir kriz olduğu söylenemez amma ve lakin hadi kriz var diyelim ve bu krizin sorumlusu kim, bu krizi çözebilmek için kim ne yapmalı sorusuna odaklanalım.
Kim haklı kim haksız bunu anlayabilmek için önce kanun kime ne görev vermiş, kime ne sorumluluk yüklemiş ona bakmak gerekmektedir.
Bir konuda karar verebilmek için öncelikle bütün kanunların dayanağı olan, ülkemizdeki en üst kanun normunu oluşturan Anayasamıza bakmak gerekmektedir.
Anayasamız bu konuda şöyle diyor:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda su ve doğal kaynakların kullanımı, korunması ve yönetimi, tabii servetler ve kaynaklar başlığı altında düzenlenmiştir. Bu konu, doğrudan veya dolaylı olarak birkaç maddeyle ilişkilendirilir.
Aşağıda ilgili maddelerin tam metinleri ve açıklamaları yer almaktadır:
Madde 168: Tabii Servetler ve Kaynaklar
Bu madde, doğal kaynaklar (su dahil) üzerindeki devlet egemenliğini ve kullanım esaslarını belirler. Tam metin şöyle:"Tabiî servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir.
Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi tabiî servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideleri kanunda gösterilir."
Bu hüküm, su gibi doğal kaynakların devletin kontrolünde olduğunu ve özel sektöre devrinin sınırlı koşullara bağlı olduğunu vurgular. Su kaynaklarının aranması, işletilmesi ve kullanımı bu çerçevede yasal düzenlemelerle (örneğin, 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun gibi) detaylandırılır.
Madde 43: Kıyılardan Yararlanma
Su kaynaklarının önemli bir parçası olan kıyılar (deniz, göl ve akarsu kıyıları) ile ilgili düzenleme yapar. Tam metin şöyle: "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir."
Bu madde, su kenarlarının kamu yararına öncelikli kullanımını sağlar ve özel mülkiyet veya ticari kullanımları kısıtlar.
Madde 169: Ormanların Korunması ve Geliştirilmesi
Doğal kaynakların bir parçası olan ormanlar (su havzaları ve doğal ekosistemlerle bağlantılı) için koruma kuralları getirir. Tam metin şöyle:"Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz. Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile bu maddede belirlenen istisnalar dışında kalan yerler orman sınırları dışına çıkarılamaz. Orman sınırları dışına çıkartılan alanların iki katından az olmamak üzere devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan Hazine adına orman sınırlarına dahil edilmek üzere orman kadastrosu yapılıp kesinleştirilen yerler, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca tespit edilir ve Tarım ve Orman Bakanlığınca orman sınırları içine alınır ve ağaçlandırmak suretiyle ormana dönüştürmek üzere gerekli işlemleri yapar."
Ormanlar, su kaynaklarının korunmasında kritik rol oynar; bu madde, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını destekler.
Aslında anayasada konu o kadar net bir şekilde belirtilmiş, sahiplik, yetki ve sorumluluğun tamamen devlette olduğu o kadar açık yazılmış ki başkaca bir kanuna bakmaya gerek bile yoktur.
Baraj yapmak dahil su ile ilgili her konuda tek yetkili devlet ve devleti tek bir imza ile yöneten kişidir. Bu makamdan gerekli izin alınmadan bırak baraj yapmayı falan bir akarsuya ayağını bile sokamazsın...