Wade Graham, canlı, özgün ve genel okura hitap eden bir kültür tarihi sunan RÜYA ŞEHİRLER kılavuz kitabında BertrammGoodhue’nun Barok Fantastikm köylerinden, Le Corbusier’nin Işıyan Şehir’ine; lüks yeşil banliyöleri, şehir merkezindeki gökdelenleri, boş arazilerin ortasında yapayalnız dikilen yüksek blokları, yepyeni deneyimler vaat eden alışveriş merkezlerini, ekositeleri, meydanları, dar sokakları,
otoyolları bambaşka bir gözle görmemizi sağlıyor.
Şehirleri planlar, tasarımlar, mimari akımlar ışığında anlatırken tüm bunların aslında nasıl yaşamamız, nasıl çalışmamız, nasıl alışveriş yapmamız ve neye inanmamız gerektiğine dair fikirlerin bir dışavurumu olduğunu da gösteriyor.19. yüzyıldan bugüne bazen ütopik, bazen tuhaf ama genelde tartışmalı birçok kentsel tasarım fikri kademeli olarak benimsendi ve Dubai’den Tokyo’ya, Londra’dan Los Angeles’a
dünyanın her yerindeki şehirlerde uygulandı. Wade Graham kitabında, bu tasarım fikirlerinin arkasındaki vizyonerlerin ve onların rakiplerinin yaşam öykülerinden yola çıkarak, şehir peyzajlarının analizini yapmış, şehir formlarımızın nereden geldiğini, bizim onları ve onların bizi nasıl şekillendirdiğini göstermeyi amaçlamış.
Beni İstanbul’un Ataköy, Ataşehir, Bahçeşehir vb. Uydukent’lerini planlayıp inşaa ederken bu ilgili yazımda belirttiğim https://sonsoz.com.tr/makale/16050245/unal-ozuak/iki-sehrinhikayesi2 yol gösterenimiz olmuş, büyük ölçüde tek başına verdiği mücadeleyle, geleneksel kolon kiriş sistemini rafa kaldıran ‘çok katlı, prefabrik cephe elemanlı beton blokların’ yayılmasının sebebi olmuş, bazen karizmatik bazen huysuz, bazılarına göre kahin, başkaları için anlaşılmaz ama alışılmadık vizyonu dünyamızı şekillendiren bir adam; Le Corbusier’den bahseden bölüm ilgilendirdi tabii ki. Charles _Edouard Jeanneret Gris, corbeau (karga) sözcüğünü çağrıştıran uydurma isimli Le Corbusier..Fransa sınırına yaklaşık 8 km uzaklıktaki Jura Dağında ki İsviçre kantonu Neuchatel’de La Chaux kasabasında
varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğdu.
Gençliğinde Fransızca konuşulan dünyada daha bir moda olan sulandırılmış Hristiyan gizemciliği, esrarengiz ayinler, maneviyatın geometrik
biçimlerle eşitlenmesi ve ahlaki gelişim üzerinde odaklanma harmanı nedeniyle çekici olan Masonluğun güçlü çekimiyle ailesinin toplumsal ortamında gözde olan ilginç bir biçimde Evrenin Büyük Bir Mimarı olduğunu varsayan, kasabadaki Scottish Reformed Rite’e bağlı Loge l’Amitie’nin (Dostluk Locası) etkisine girdi.
II. Dünya Savaşı Vichy Fransız gizli polisi Charles_Edouard’ı resmi üye olarak fişledi. Çalışmaları ve felsefesi üzerinde Masonluğun kalıcı bir etkisi oldu. Kıtanın başka yerlerindeki yeni moda sanat ve mimarlık eğilimlerinden haberdar olan çeşitli hocaların gözetiminde şehirdeki Ecole d’Art (sanat okulu)na gitti. Mimarlığın Evliya Çelebisi kabul edebileceğimiz Le Corbusier bilgi ve görgüsünü arttırmak için Prag,Viyana,Budapeşte, Belgrad, Bükreş, Tırnova, Gabrova, Kızanlık, Edirne, İstanbul, Bursa, Aynoroz Manastırı (Athos Dağı) ,Atina ve Orta İtalya’dan İsviçre’ye dönüş ringi yapar ve 1911’de geldiği İstanbul'un kent dokusundan büyük ölçüde etkilenir.
Savaş sonrası Flaman Bölgesinin yeniden inşası için yapısal destek sistemini dış kaplamadan bağımsızlaştıran, köşelere yerleştirilmiş çelik takviyeli beton sütunların desteklediği betonarme plaklardan oluşan ‘Dom-ino’ bina çatkısı kavramını geliştirdi. 1914–1915 yılların da açık kat planlı modüler bir yapıyı oluşturdu. Bu öncül tasarım, ustanın mimarisinin temeli oldu. İzleyecek yazımda Le Corbusier’den ve rüya şehirlerden söz edeceğim.
Modern Mimari akımının büyük ustası Le Corbusier