Otokrat iktidarların en büyük silahı halkı aç açık, yardıma sadakaya muhtaç bırakmaktır! Aç açık kalan, muhtaç duruma düşen çaresiz kalan halk içgüdüsel olarak güce biat eder, ondan gelecek sadakaya razı olur.

Razı olur, çünkü bu tip iktidarlara karşı mücadele edip hak hukuk aramak kısa vadede sonuç verebilecek bir mücadele değildir, böyle bir mücadelenin sonuç vermesi ancak orta ve hatta uzun vadede mümkündür.

Oysa aç açık muhtaç kalan halkın sorunları ise kısa, hatta çok kısa vadelidir ve bu duruma düşürülen bir halkın uzun soluklu mücadele verebilecek konfor alanı yoktur.

Senin ve çocuklarının karnı açsa bir, bilemedin iki öğün dayanabilirsin...

Evinde soba ya da kalorifer yanmıyorsa ne kadar tahammül edebilirsin?

Eczaneye gittiğinde ilaç alamıyorsan ölürsün...

Okula giden çocuğunun cebine harçlık koyma anlık bir iştir, kim çocuğunun okulda aç biilaç kalmasını ister?

Neticede açlık ve yoklukla mücadele sıcak, hemde çok sıcak bir meseledir...

Stalin’in tavuğu hikayesini duymuşsunuzdur duymayanlara da ben anlatayım; Günlerden bir gün etrafındakiler Stalin’e halkın aç, yokluk, yoksulluk ve baskıdan bunalmış bir halde olduğunu söyleyerek, toplumsal tepkinin yükseldiği bir isyan çıkabileceği konusunda uyarır.

Stalin, bir tavuk getirtir ve bunların önünde tavuğun tüylerini canlı canlı tek tek yolmaya başlar. Canı feci şekilde yanan tavuk çığlık çığlığa acı içinde çırpınır...

Stalin tavuğu bırakınca korkmuş ve tüysüz kalıp üşüyen tavuk Stalin’in çizmelerinin dibine sığınıp büzüşerek ısınmaya çalışır.

Sonra Stalin cebinden birkaç tane buğday tanesi çıkarır ve aç tavuğun önüne atar. Tavuk, açlıktan ölmemek için bu birkaç taneye muhtaçtır ve sonuçta az önce kendisine eziyet eden Stalin’in arkasından gitmeye başlar.

Stalin de etrafındakilere dönüp “İnsanlara ne kadar zulmedersen et, sonunda onlara biraz ekmek verirsen peşinden gelirler.” Der...

Otokrasi heveslileri de bu hikayeyi pek sever ve doğru olduğuna inanarak benzer stratejileri uygulamaya çalışır.

Görünen o ki Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de Stalin’i örnek almış, çünkü onun tarafından ülkemizde uygulanan ekonomi politikaları da insanları muhtaç bırakarak biat ettirmeye yöneliktir.

Peki bunu nereden çıkarıyorum?

Bakın Türk-İş Konfederasyonu 2026 yılı Şubat ayına dair açlık yoksulluk sınırı araştırmasının sonuçlarını yayınladı, bu sonuçlara göre:

  • Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 32.365,44 TL’ye,
  • Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 105.424,90 TL’ye
  • Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’de aylık 41.899,77 TL ’ye yükseldi.

Şubat ayında çalışanların eline ilk defa geçecek asgari ücret ise hepi topu 28.075,50 TL.

En düşük emekli maaşında ise durum daha da fecaat en düşük emekli maaşı 20.000. TL.

Açlık sınırı 32 bin 365, yoksulluk sınırı 105 bin 424 lira seviyesindeyken insanları 28 bin liralık bir asgari ücrete mahkum etmenin başka bir mantığını gören varsa beri gelsin bize de anlatsın da kimseye haksızlık etmeyelim.

Ha sakın kimse çıkıp da “ama enflasyon, bunlara fazla para verirsek harcarlar sonra fiyatlar yükselir” falan demesin!

Enflasyonun ne halkın harcamalarıyla ve ne de tüketim ile zerrece bir ilişkisi yoktur.

Enflasyonun tek nedeni enflasyon yaratarak mali yükümlülüklerinden kolayca kurtulmak isteyen hükumetlerdir.

Unutmayınız: Enflasyon her yerde ve her zaman hükumetler tarafından taammüden yaratılan bir ekonomik fenomendir.