Hakkında çok okudum, neredeyse bütün yaşamını ezbere bilirim ama torunu Sean’ın sunumu ile oğlu Patrick'in yazdığı 'yaşamsal anlatı Kitabı’nı okuyunca 'Papa'ya bir kez daha hayran oldum. Yaşadıklarımı yazsam roman olur söylemini dillerine pelesenk etmiş insanlar vardır. Yaşamının her bir dakikası Roman gibiydi Ernest Hemingway'in ve her biri ayrı ayrı bestseller olma ötesinde baş eser kıvamında dünya edebiyatında yerlerini aldılar. Pilar isimli teknesinin küpeştesinde kılıç balığı avlarken yaşadıkları, Yaşlı bir balıkçının büyük balık avlayamadan geçirdiği 84 günün ardından yaşadıklarını anlattığı 'İhtiyar Adam ve Deniz' kitabında ete kemiğe bürünmüştür. Pulitzer Ödülü kazandıran kısa romanı bulanık suda balık avlamak deyiminin sözlük karşılığı olurcasına türünün en iyisiydi. Küba’da 1952’de kaleme alınan bu yapıtı Hemingway hayattayken yayınlanan son kitabıdır.
İspanya iç savaşında görüp yaşadıklarıyla; Sıcak savaşın ortasında iki genç insanın hem kendi sevgi dolu dünyalarında hem de savaşın her şeyi yerle bir eden acımasız dünyasında bütün zorlukları sevgileriyle aşmasını konu eden çok sevilen romanı Silahlara Veda’yı ve gene işSavaşta bir köprüyü uçurmak için görevlendirilen bir gerilla grubunun dört günlük hikayesini anlattığı 'Çanlar Kimin İçin Çalıyor' şaheserlerini yarattı. İlk romanından başlayarak yaşadıklarını o kadar rahat ve akıcı üslupla, Paris veya İspanya kafelerinde otururken arkadaşlarına anlatırcasına yazması 'Ernest'in tarzı yoktur o başlı başına tarzdır' denmesine neden olmuştur. Birinci Büyük savaş sonrası Paris’deki bir grup Amerikalının boğa güreşinin beşiği İspanya’ya kadar uzanan serüveninin öyküsü ‘Güneş’de Doğar’ da 1925’lerin bohem hayatı gibi modası çok kolay geçebilecek bir türde Hemingway sapasağlam ayakta duran, tazeliğini ve yoğunluğuna koruyabilen bir roman yaratmıştır.
O yazardı eleştirmenler arkasından 'izm'ini koyardılar.1.Dünya Savaşı’nda Kızıl Haç ambulansı şoförlüğü görevinden The Toronto Star gazetesindeki yaklaşık yirmi beş yıl süren savaş muhabirliğine, Ernest Hemingway, yirminci yüzyılı biçimlendiren pek çok çatışmaya tanıklık etmiş, bunları eşsiz bir güçle kayıt altına alarak yaşamının gidişatını belirlemiş, savaş sırasında Paris kafelerinde, Jean Paul Sartre veSimone de Beauvoir ile günlük hengame arasında yaptıkları görüş alışverişlerinden 'Varoluş'unu şekillendirmiştir. Kısa ve gösterişsiz yazı tarzı ile bilinen Papa baba varoluşçudur sizin anlayacağınız.