Genişleyen dinamik evren modelini her bilim adama öngörememiştir. Bunun birçok nedeni bulunuyor. Çünkü dinin bilime, bilimin dine gereksinimi yoktur.
Tarih boyunca evrenin kökeni, yapısı ve işleyişine dair birçok iddia ortaya atılmıştır. Tüm tartışmalara bilim ve din konusunda hararetle tartışmaların yapılmasına rağmen görüş birliğine varılamamıştır.
Bu nedenle evrende birden fazla bir din anlayışı toplumlarda hakim hale gelmiştir.
Bilimin önderleri Aristoteles, Batlamyus, Giordano Bruno, Telesio Patrizzi, Galileo Galilei, Isaac Newton gibi Batı biliminin en büyük dehaları yapmış oldukları gözlemler, ortaya koymuş oldukları formüller ve bilimsel uğraşlarıyla evrenin sınırlı ya da sonlu veya sonsuz olduğunu iddia etmişler, ama hiçbiri gelişen dinamikleri netleştirememişlerdir.
Bu noktada 20.yüzyıla gelindiğinde Edwin Hubble, gelişmiş teleskopuyla yaptığı gözlemlerinde, tüm yıldız kümelerinin hızla birbirlerinden uzaklaştığını tespit etmiştir.
Ortaya konulan bu gerçek bir kez daha Kuran’ı tarihsel görüşler ve bilimin verileri karşısında haklı çıkarmış mıdır? Evet, haklı çıkarmıştır.
Evrenin din ve bilimin ayrı ayır incelendiğinde 1900’lü yıllardan önce Kuran dışında hakikati ortaya koyan başka bir kaynak var mıdır? Yoktur…
Thales, Platon ve Batlamyus’un düşünce mirasına sahip antik Yunan, Kopernik, Kepler, Galileo ve Newton’lu ortaçağ, Descartes ve Kant ile yeniçağ, insanlık tarihindeki dehaların hiçbiri genişleyen bir evrende olduğumuzu ortaya koyamamışlardır.
Ancak Kuran, ortaya koymuştur.
Yukarıdaki açıklamalara Yrd. Doç. Dr. Emre Dorman böyle diyor da 20. yüzyıla gelindiğinde Edwin Hubble adında bir kâfir, gelişmiş teleskopuyla yaptığı gözlemlerinde, tüm yıldız kümelerinin hızla birbirlerinden uzaklaştığını tespit etmiş ve böylece genişleyen dinamik evren modeli ortaya koymuş da bir Müslüman aynı işi neden yapamamış? Kuran’ı okuduğu halde Müslümanlar neden dalga geçmiş?
Gülünç iddiayı doğru kabul edebilir miyiz? Önemli olan, önce Kuran’da yazanlardan habersiz o teleskopu yapmak, sonra “genişleyen dinamik evren modeli”ni oluşturmaktır.
Bu nedenle Emre Dorman’ın yaptığına safsata ve gevezelik denir.
Üstelik bu yetmezmiş gibi bir de aşırı yorum zorlaması yapıyor: Zariyat Suresi’nin 47. ayetinde “evren” diye bir sözcük yok, “gök” diyor.
Allah, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk çevirisinde “gök” diyor: “Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Kuşkusuz, biz, genişleticileriz.”
Fransızcaya D.Masson şöyle çevirmiş: “Et le ciel? Nous l’avons solidement construit et nous lui avons donné de vastes proportions.”2
D.Masson’un da aklına “le ciel” (Gök) sözcüğünden sonra parantez açıp içine “l’univers” (Evren) yazmak gelmemiş.
Zavallı İngiliz’in de aklına gelmemiş: “And heaven - We built it might, and We extend it wide”3 diye çevirmekle yetinmiş.
Peki, Emre Dorman neden çeviri ve yorum şirme yapıyor?
Yapıyor, çünkü din adamları, bütün dinlerde, her zaman sahtekârlık yapmışlardır. Oysa Kuran’ın bilgisi, son surenin (Nas Suresi) indiği günün bilgisiyle sınırlıdır.
Emre Dorman, 31 Mayıs 2017 günü de keşif ve uydurmalarını sürdürüyor:
“Güneş de bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün olan ve bilenin takdiridir.” (Yasin Suresi: 38)
“Güneş’e, Ay’a boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. Her işi yoluna koyup düzenler. Delilleri birer birer açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.” (Rad Suresi: 2)
Tarihte uzun dönemler boyunca Dünya’nın evrenin merkezinde sabit bir şekilde durduğu, Güneş’in ise Dünya’nın etrafında döndüğü kabul edilmişti. Kopernik ile başlayan ve ardından Kepler ve Galileo tarafından devam ettirilen süreçte ise Güneş’in sabit bir şekilde evrenin merkezinde durduğu, Dünya’nın ise sabit duran Güneş’in etrafında döndüğü kabul edilmişti. Bilimde ama gerçekte Güneş’in sabit bir şekilde durduğu kabulü de hatalıydı. Bu hatanın fark edilmesi ise çok sonraları, gelişmiş teleskoplar sayesinde ve kozmoloji biliminin oluşturduğu birikimle gerçekleşecekti.