EKOLOJİ, BİYOEKONOMİ, NÜFUS VE EKONOMİ ARASINDAKİ İLİŞKİ VE ÇELİŞKİLER

“EKOLOJİ, insan ve doğa arasında gereken uygun harmoni anlamına gelir.”

C.F. von Weizsacker

“Ekonomi” ise, temelde doğa ile uyumsuzluk ve düzensizlik getirmektedir.

“Ekonomik Fayda” tanımında, malların üretimi için, hammaddelerin doğrudan veya dolaylı yollardan doğadan elde edilmesidir.

“Biyo-ekonomi” ise, gelecekteki sosyal ve ekonomik gelişmeleri ölçebilmek için, biyolojik bilimlerde oluşan gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Biyopolitik yoluyla, yeni teknik, sosyal ve ekonomik ufuklar açılması biyolojinin pek çok yeni dalda, sağlık, tarım, sanat dalları vb. bahsedilmesine yol açmaktadır.

Doğa hammadde üretimi sonucu, emisyon ve atık maddelerle kirletilmektedir. Bu nedenle, doğa, atık maddeler üretilmesi için doğal hammaddelerle değiş tokuş eder. Emek ve kapital yanında, doğa üretimin sömürülen üçüncü faktörüdür.

Doğanın konumunun nasıl geliştirileceği, haklarının nasıl garanti altına alınabileceği ve korunmasının nasıl sağlanabileceği öngörülen eğitim sisteminin en önemli komponentlerinden olacaktır.

Hammadde kullanımı ve atık oluşumu yüzyıllardan beri bilinen bir konudur. Bilimsel ve teknolojik gelişme yerine konulamayan kaynakların artan bir şekilde sömürülmesine imkan sağlamış ve bu doğada yok olmayan atıkların artan bir şekilde birikmesine yol açmıştır.

Doğa bu atıkları artık absorbe edememektedir ve bu atıkların birçoğu sadece doğa için değil insanın kendisi için de zehirlidir.

1848’de Marx ve Engels Komünist Parti Bildirisini yazarlarken devletin ortadan kalkacağından sözediyorlardı. Bu, dünya çapında bir üretim bolluğuna erişilince gerçekleşecek ve bu bolluk, sınıfsız bir komünist toplumda “herkese herşeyi gereksinmelerine göre verme” olanağını sağlayacaktı. 

İnsanı sadece düşünen değil, aynı zamanda davranan bir varlık sayan bir felsefeden hareket eden Karl Marx, 1844’te, daha çalışmalarının başlangıcında, insanın faaliyet alanının aynı zamanda iktisatçı ve filozofun da faaliyet alanları olduğu bilincine vardı; diyalektik sayesinde, iktisadı, somut bir felsefe olarak ele aldı.

http://hakkindabilgial.com/karl-marx-kimdir/ 

İki yüzyılda, nüfusun 12-14 kat artışını Marx, önceden öngörmemiştir. Mutlu azınlığın oluşturduğu tüketim toplumunun gerçekleştirdiği “istekler patlamasını” da öngörmemiştir.

Marx, ayrıca, gelişmiş ülkelerle merkezi kapitalizmin egemen olduğu ülkeler arasındaki gittikçe artan eşitsizliği de önceden görmüş değildi.

 Ayrıca, enerji, bol verimli maden cevherleri, ekilebilir topraklar, kirlenmemiş hava ve benzeri gibi yenilenmesi mümkün olmayan kaynakların dramatik biçimde tükenişi de öngörülmemiştir. 

Dramatik biçimde çoğalmakta olan kıtlık açlık ve salgın hastalıklar da tahmin edilmemişti.

Bütün bunlar, bizi insanlığın geleceği, dünyanın “Optimal Nüfusu” , üretim ve tüketim örnekleri üzerindeki bütün görüş ve anlayışlarımızı köklü biçimde tekrar gözden geçirme zorunda bırakmaktadır.

İnsan Çevresi üzerine ilk birleşmiş Milletler Konferansı, Stockholm’de 15 yıl önce toplanmış ve ülkelere acil çağrılar yapılmıştır.

Stockholm Kararları, global (küresel) çevre koruma kararları için tarihte ilk uluslararası harekettir ve her ülkenin ileri gelen temsilcilerine belirli görevler vermiştir.

Genel olarak, tek tek firmalar açısından, kirlenmeyi önlemek ya da gidermek için yapılacak harcamalar, mal oluş hesaplarına girer ve firmanın karlılığını azaltır. Öte yandan çevrenin aşırı derecede kirlenmesinden sadece toplum değil, bu firmalar ve onların çalıştırdığı işçilerle aileleri de zarar görür.

Çevrenin temiz tutulması, çevresel dengenin bozulmasının önlenmesi, çevre sorunlarının bir çözüme kavuşturulması, ekonomik gelişme için kullanılabilecek kaynaklardan bir kısmının bu amaca ayrılmasını zorunlu kılar.

Dolayısıyla ekonomik gelişme hızının yavaşlamasına yol açabilir.

Saptanabildiği ölçüde “kirleten öder” kuralı, toplumu büyük bedeller ödemekten kurtarır. Ancak, bu yük, fiyatlara yansıyarak gene toplum tarafından ödenmesi tehlikesi bulunmaktadır.

Çevre koşullarının iyileştirilmesi giderlerine, bu iyileştirmeden yararlananların belirli ölçüde katılmaları, bir “kamu malı” olan çevreden, bir karşılık ödeyerek (user’s charge) yararlanmaları, genellikle kabul edilmektedir.

EĞİTİM, TANIMI VE NİTELİKLERİ

“Eski bir kültürün biçimleri ölürken, güvensizlik duygusundan korkmayan birkaç kişi tarafından yeni bir kültür yaratılır.”

Rudolf  BAHRO

 “Genel olarak eğitim, insanları hayat etkin olarak katan, kültür ve uygarlığın değerlerinden yararlanabilecek duruma getiren, her alanda bilime ve sanata, kendi öz değerlerine, uygarlığa katkıda bulunabilecek yaratıcı bir nitelik sağlamak amacına yöneliktir.

Bu amacın gerçekleştirilmesinde en temel ilke, kişiye olumlu ve rasyonel düşünme yeteneği kazandırmak, bağnazlıktan uzak, görüş ufku geniş kişiyi yetiştirme yolunda insanlığa mal olmuş kültür kaynaklarından yararlanmak olmalıdır.

Okul içi eğitimde, gelişen bir toplumda bu amaçları gerçekleştirmek, bu ilkeleri uygulayabilmek için öğretmenin üstlendiği görev ve sorumluluğun bilincinde olarak, öğrenciyi zaman içinde dış dünyaya açılarak bilgiyi derinleştirme yöntemiyle eğitmek, çalışmaları öğrenci etkinliğine dayanacak şekilde düzenlemek olmalıdır.

Öğretmen, yalnızca öğretici değil, aynı zamanda eğiticidir de. Bu ikili görevin yerine getirilmesinde, öğretmen, okulun olanakları, kendi yetenekleri ile milli eğitimin amaçlarını gerçekleştirmek ve bilgili olduğu kadar bu bilgiyi özümsemiş, günüyle bağlantı kurabilmiş insanlar yetiştirmelidir.”

Eğitimin, bazı Avrupa dillerindeki karşılığı olan “Education” Latince’den gelmektedir.

Educare beslemek, educere ise bir şeyden çıkarmak, bir şeye doğru yönelmek ve yetiştirmek anlamına gelmektedir.

Eğitim bir sosyal kurumu ve bir eğitim sistemini belirtmektedir. Eğitimin kurum olarak bir yapısı ve işleyiş kuralları vardır.
Eğitim kelimesi bir eylemin sonucu olarak kullanılmaktadır. Eğitim gençleri yaşama hazırlar ve uyarlar.
Eğitim kelimesi bir süreci dile getirmektedir. Bu süreç, önceden bilerek ya da bilmeyerek, iki ya da daha çok sayıda insanı birbirine bağlar, onları birbiriyle ilişkiye geçirir ve karşılıklı düşünce alış-verişi durumuna getirir. Eğitim okulun çerçevesini aşar, her yaşta ve yaşamın her durumunda gözlenen bir süreçtir.

GÜNÜMÜZ EĞİTİMİNİN TEMEL KARAKTERİSTİKLERİ

“Dinamik” olmak yerine “Statik”tir. Eğitim metodu, öğrenci ve öğretmen arasında ya da öğrenciler arasında bile bir diyalog oluşturmaya izin vermemektedir. Araştırmacı, olayları keşfedici değil, ezberci bir eğitim sistemi mevcuttur. Halen, kişileri genel kültürlü olarak yetiştirmek amacı güdülmektedir. Entelektüel olarak gelişkin bir kişi eğitmek amaç değildir.

Eğitimin genel yaklaşımı, bütüncül değil, parçacı bir yaklaşımdır. Sonuç olarak, hantal ve modası geçmiş bir eğitim düzeyi mevcuttur.

Günümüz Türkiyesinde, ülke çapında bir birleşmiş eğitim sistemi bulunmamaktadır. Ülke çapında entegre bir eğitim sistemi kurulabilir ve mevcut sistem geliştirilebilir. Üniversite öncesi eğitimin genel yapısı dünya çapında bir sorundur.

Üniversitelerde ÇEVRE ile ilgilenen disiplinler genel olarak, Mimarlık, Planlama, Mühendisliğin bazı dalları (İnşaat, Kimya, Fizik vb.) ile Sosyoloji, Ekonomi, Biyoloji, Coğrafya vb bölümleridir. Ülkemizde “Çevre Mühendisliği” Bölümleri kurulmuş ve Çevre Mühendisi ünvanıyla yeni bir meslek dalı oluşturulmuştur. 

Bu bölümlerin eğitim programları da, yukarıda adı geçen disiplinler arası bir eğitime yer vermektedir.

Tıpta, Çevre Sağlığı ve Toplum Hekimliği gibi, bulaşıcı hastalıklara karşı koruyucu ve önleyici bir hekimlik dalı da mevcuttur.

Üçüncü yazımızda çevre eğitimi, Biyopolitik/ekonomi ilişkilerinin çağdaş eğitim yapısında yer almasına ilişkin önerileri ele alacağız. 

KAYNAKLAR

AKAT, A.S. , “İktisatçılar ve Çevre” , ŞEHİR Dergisi, Çevre Özel Sayısı, Sayı:11, 1988.

ARVANITIS, A.V. , “Biopolitics-Dimensions of Biology” , I. Int. Conf. on BİOPOLİTİCS The Bio-Environment, May 6-10-1987, Pub.B.I.O. , 1988, Athens, Greece. 

BAHRO, R. , “Nasıl Sosyalizm? , Hangi Yeşil? , Ne İçin Sanayi? , Der. , Tanıl Bora, Ayrıntı yay. 1989.

DUMONT, R. , “Uçurumun Kıyısındaki Dünyamız” , Çev. Semih Tiryakioğlu, Varlık Yay. Nisan, 1976.

GÜREL, S. , “Systems Approach to Environmental Education”  June, 1973.

KELEŞ, R. , “Kentleşme ve Konut Politikası” , A.Ü.SBF  Yay. No:540, Ank.1984.

LEONTIEV, L. , “Marksist Ekonomi Politiğin İlkeleri, Çev. Kenan Somer, Sol yay.1976, Ank.

PORITT, J. , “Yeşil Politika” , Çev. Alev Türker, Ayrıntı Yay. İnceleme Dizisi, 1988.

Proposal for a Bio-syllabus.

SIMONIS, U.E. , “Ecology and Economic Policy”,

Int. Conf. on BIOPOLITICS The Bio-Environment, May 6-10-1987, Pub.B.I.O. , 1988, Athens, Greece.

TANİLLİ, S. , “Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz” , 1988, Amaç Yay.

YAVUZ, F. , “Çevre Sorunları” , A.Ü.SBF Yay. No:385, 1975

KAYNAK : Tunçer, M., 2019, “DOĞAL ÇEVRE YOKOLURKEN” kitabından

256 Sayfa, Alter Yayıncılık, Baskı adedi : 1000, Basım Tarihi: Ekim 2019 

https://www.kitapyurdu.com/kitap/dogal-cevre-yok-olurken/518959.html