Bu yazımda kendimi astrolog ilan ediyorum.

Yanlış anlaşılmasın; ne eğitimini aldım ne de gökyüzündeki gezegenlerin insan hayatına etkisini çözebilecek kadar iddialıyım. Ama astrolojiye merakı olan insanlardan biriyim. Hatta bir insanla tanıştığımda, çok geçmeden “Sen hangi burçsun?” diye soranlardanım.

Kimisi burcunu gerçekten yansıtıyor, kimisi ise “Yok artık, ben hiç öyle değilim” dedirtiyor. Ama benim için astroloji biraz eğlence, biraz sohbet konusu, biraz da insanları tanımanın bahanesi.

Zaten siyasetten, geçim derdinden, gündemden, kavgalardan, tartışmalardan yeterince yorulmadık mı?

Biraz da burç yazalım.

Hem ne kaybederiz?

Tabii ki kendi burcumdan başlayacağım.

Biz Yengeçler...

Ah, biz Yengeçler!

Astrologlara göre anaç, duygusal, hassas ve korumacı bir burçmuşuz. Bu konuda itiraz edecek değilim. Yengeç burcu insanları gerçekten de anaçtır. Sevdi mi sahiplenir, korur, kollar. Hatta bazen öyle bir sahiplenir ki karşısındaki insan “Bir dakika, benim hayatım mı senin hayatın mı?” diye düşünmeye başlayabilir.

Çünkü Yengeç, sevdiği insanın hayatına karışmayı bir görev gibi görebilir.

“Üşüdün mü?”

“Eve vardın mı?”

“Bunu neden yaptın?”

“Bence o insanla görüşme.”

“Senin için söylüyorum.”

İşte tam olarak biz...

Niyetimiz iyidir. En azından çoğu zaman.

Ama bazen koruma içgüdümüz ile müdahale etme isteğimiz arasındaki çizgiyi kaçırabiliriz.

Bir de duygusallık meselesi var.

Evet, duygusalız.

Hem de fazlasıyla.

Bir cümleyi kafamızda üç gün çevirebilir, yıllar önce söylenmiş bir sözü bugün olmuş gibi hatırlayabiliriz. “Ben bunu unutmadım” cümlesi Yengeçler için sadece bir cümle değil, adeta yaşam biçimidir.

Ama Yengeçlerin bir başka özelliği daha var:

İyi kavga ederiz.

Evet, yanlış okumadınız.

Yengeçler iyi kavga etmeyi bilir.

Çünkü biz sadece kavga etmeyiz, kavganın duygusunu da yaşarız. Gerekirse geçmişten dosya açar, olayın kronolojisini çıkarır, “Sen zaten o zaman da böyle yapmıştın” diyerek konuyu bambaşka bir noktaya taşırız.

Drama konusunda da mütevazı olamayacağım.

İyi drama yaparız.

Ama burada bir parantez açmak lazım. Manipülatif olduğumuz da söyleniyor. Açıkçası buna tamamen katılmıyorum. Çünkü bana kalırsa her insanın içinde biraz manipülasyon vardır. Kimimiz bunu daha iyi saklar, kimimiz daha açık yaşar.

Yengeçler ise duygularını biraz fazla belli ediyor olabilir.

Bir de şu yanlış anlaşılma meselesi var.

Yengeçler neşelidir.

Enerjimiz yüksektir.

Güldüğümüzde gerçekten güler, eğlendiğimizde gerçekten eğleniriz. Fakat bu yüksek enerji bazen “ilgi meraklısı” olarak yorumlanabiliyor.

Evet, ilgi görmek hoşumuza gider.

Bunu inkâr edecek değilim.

Ama sanıyorum ki insanın sevilmek, önemsenmek ve fark edilmek istemesi yalnızca Yengeçlere özgü bir durum değil.

Kimimiz belli ediyor, kimimiz etmiyor.

Kimimiz “Ben hiç umursamam” deyip gece yatağa girince her şeyi düşünüyor.

Yengeç ise bunu biraz daha açık yaşıyor.

Belki de bu yüzden Yengeçler biraz yanlış anlaşılıyor.

Dışarıdan güçlü, neşeli, enerjik görünürken içeride bambaşka bir dünya taşıyabiliriz.

Hem zaten burçların amacı da insanları kesin çizgilerle tanımlamak değil.

En azından benim için değil.

Ben yine de insanlara burcunu sormaya devam edeceğim. Sonra da kendi çapımda analizler yapacağım.

Doğru çıkarsa astrolog benim.

Yanlış çıkarsa...

“Yükselenin ne?” der, işin içinden çıkarım.

Ve evet, buradan küçük bir duyuru da yapayım:

Bir süreliğine astrolog benim.

Bu yazıyla birlikte burçlar üzerine küçük bir seri başlatıyorum. Her yazıda başka bir burca uğrayacağız; biraz özelliklerini konuşacağız, biraz dalgamızı geçeceğiz, biraz da “Ben hiç böyle değilim” diyenleri dinleyeceğiz.

Belki kendinizi bulacaksınız, belki “Bu burç beni anlatmıyor” diyeceksiniz.

Ama şimdiden söyleyeyim:

Burçlar serisi başlıyor.

Siyasete, gündeme, geçim derdine kısa bir mola...

Şimdi sırada yıldızlar var.

Bugünlük astrolog benim. Bakalım yarın hangi burcun başına bela olacağım...