Yazılarımı okuyanlar ve inceleyenler çok iyi anımsayacaklardır, 26 Nisan 2024 tarihli yazımın başlığı ”Özel Bir (?) Halk  (?) Otobüsü Sürücüsü, 2 Emekli ve 3 Genç” idi.  Yazıda, Yenimahalle’deki 20634 numaralı durakta, bir halk otobüsü sürücüsünün, iki emekli insanı almadan duraktan nasıl uzaklaştığına değinmiştim.

Başlığa bakanlar, “Bir “ ve “Halk “ kelimelerinin önüne soru işareti koyduğumu farketmişlerdir, hatta soru işaretlerinden bir anlam çıkarmaya da çalışmışlardır. Çünkü, akıl ve vicdanla ilişkili olan ve insana yakışmayan bu örnek olayın bir değil birden fazla yaşandığını, halk kelimesi ile de çeliştiğini anlatmaya çalıştığım için ? işaretini kullandım.

Bugünkü yazımın  “Bir” ve “Halk” kelimelerinin de önlerinde soru işaretleri var. Çünkü, 26 Nisan 2024 tarihinde yaşadığım ikinci olumsuz ve yakışıksız örnek olay da bir değil ve halk kelimesinin anlamına çok aykırı. Akıl ve vicdanı olan hiçbir araç sürücüsü, halkın varlığı ve katkısı nedeniyle iş bulduğunu, evini geçindirmek için kazandığı paranın, hizmet götürdüğü halktan geldiğini bilir, bilmelidir.

Halk; bebek, çocuk, genç, erişkin, ileri yaşlı, engelli, emekli, kadın, erkek, insan demek. Sürücü de, yolcu da insan. Ancak, insan, salt görüntü değil, kişilik, davranış, nefret, hiddet ve şiddetten uzak, sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk ve yaşama sevinci ile dolu olması gereken bir canlıdır.

Daha önceleri de böyle örnekleri yaşadım. Salgının ilk aylarında ve yıllarında, sokağa çıkma yasağının bulunmadığı zamanlarda, kurallara uyarak. Emekliyi görünce yüzünü insan yüzü olmaktan çıkarmak istercesine gerginleştiren, anlaşılmaz, ancak etkili sesler çıkaran, emekliyi evde oturması gereken insanlar olarak dillendiren özel halk otobüsü sürücüleri, hatta  kadın ve erkek yolcular.

Emeklilerin arasında çalışanlar, toplumun içinde ve ortak alanlarda zamanı değerlendirmek isteyenler, benim gibi hiçbir maddi karşılık beklemeden, toplum, insan, hayvan ve çevre yararına gönüllü çalışmalar yapan çok insan var. Emeklileri, evde ölümü bekleyen veya torun bakan insanlar olarak algılamak çok ayrı bir şiddet türü.

Şiddet, akıl ve vicdanla ilişkili bir vahşi insan davranışıdır.

26 Nisan 2024 Cuma. Matbaacılar  semtindeki  Gazetemize gitmek için, TBMM Çankaya Kapısı karşısında, Akay Caddesinin başlangıcında, TESK’in önündeki durakta, Ulus’a gitmek için otobüs bekliyorum. Bir (?) Özel Halk (?) otobüsü durağa yaklaştı, tek başıma idim, ileri yaşlı, emekli ve ücretsiz biniş kartı sahibi olduğumu anlamış olacak ki, yavaşlamışken hızlandı ve beni almadan uzaklaştı. İşte, sorunlu bir akıl ve vicdan daha. Ne ilk ne de son.

Ancak, Yenimahalle’deki örnekte yaptığım bir eksikliği anımsadım ve hemen plakasını aldım. Ne yazık ki araç numarasını alamadım. 06 HO 1822

Cezaların “iyi”leştirmeyi sağlamadığına inananlardanım. Çünkü, ceza süreci, iletişim, psikoloji, hatta tıp bilimi ile desteklenmiyor. Ancak, Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Özel Halk Otobüsleri Esnaf Odası, peş peşe yaşadığım iki akıl ve vicdan dışı örneğin ve yapılan diğer başvuruların gereğini mutlaka yerine getirmeli, herkesi bilgilendirmeli ve kamuoyuna ortak açıklama yapmalıdır.

Hatta İçişleri Bakanlığı, Türkiye genelinde Valiliklerin, belediyelerin ve esnaf odalarının iş birliğinde, bu örneklerin yaşanmamasına katkı koymalıdır.

Başlıkta, küllük ve çöplük ifadesini neden kullandım dersiniz?

Çok insanda akıl da var, vicdan da. Başka bir Özel Halk otobüsü ile Ulus’a geldim. Birinci ve İkinci TBMM binalarının önünden, Yenimahalle istikametine giden dolmuşların  kalktığı durağa geldim. Tam bir küllük ve çöplük. Yolcu ve sürücülerden sigara içmeyen insan çok az, içen çok çok fazla. Sigara izmaritleri yerlere atılıyor, yenen ve içilenlerden artanlar, duvarlara, yerlere bırakılıyor.

Ankara’nın parkları, sokakları, caddeleri, kaldırımları, çocuk oyun alanları, okul, üniversite iş yerleri, dershane ve AVM’lerin önleri, tren, otobüs, taksi ve dolmuş durakları,  hatta içleri, hastane bahçeleri, dere, nehir, göl ve deniz kıyıları, kumsallar, ormanlar, piknik alanları,  Dünyanın en geniş ve sabit küllükleri, çöplükleri. Sadece izleyen, çevre, tarım, eğitim, insan hakları, adalet, güvenlik, yerel yönetim mensupları…

Sadece Ankara mı, gittiğim büyük, küçük kentler, ilçeler, köyler. “Türkiye Küllük ve Çöplük” inanın.  İnsan nerede ise orası sanki küllük ve çöplük.

Yazılarımda, belediye başkanlıklarına, İçişleri, Milli Eğitim, Sağlık, Aile ve diğer alanlardan sorumlu bakanlıklara, Türkiye Belediyeler Birliğine durumu açıkça anlatıyor, önleyici programlar uygulanmasını ve önlemler alınmasını öneriyorum. Tık yok.

Belediye Başkanlarına bir kez daha sesleniyorum. Makam odalarınızdan çıkıp sokaklarınızı, caddelerinizi, parklarınızı inceleyiniz arada sırada. İnanın utanacaksınız.

Elbette temiz çevre için sadece sizler sorumlu değilsiniz. İnanın, sizler ve bizler, çöplükte ve küllükte yaşıyoruz. Yapmanız gereken, sadece, sabahın erkek saatlerinde sokakları süpürmek değil.

Yazılarımda ve girişimlerimde Türkiye’nin yerin üstündeki cennet, insanlarının da melek olmasını diliyorum ve öneriyorum.

Gidiş cennete doğru değil. Özel Halk Otobüsleri ile ilgili yaşanan iki olumsuz örneği verdim. Böylesine ayıplı insan ilişkilerine, gittiğimiz veya yaşadığımız alanların küllük ve çöplük haline getirilişine, diğer şiddet çeşitlerine, savaşlara, kıyımlara baktıkça, insanların büyük bir bölümü, yerin üstünde kirli cehennemi kurmaya çalışıyor sanki.

Kirli cehennemde melek kişilikli canlılar zorlanır, çok yaşayamaz. Ülkemizi ve Dünya’yı “Kirli Cehennem” haline getirenlere hangi niteliği vereceğiz, melek olmadıklarına göre.

Kan ve gözyaşının dökülmediği, insanın, hayvanın ve çevrenin şiddetten uzak kaldığı, küllük ve çöplük olmayan bir Türkiye ve Dünya hayal ediyorum. Bunun için de gönüllü olarak çalışıyorum, yazıyorum, söylüyorum, konuşuyorum, haykırıyorum.

Siz, sizler?