24-31 Ocak 2026 tarihlerinde, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın kolaylaştırıcılığında düzenlenen 33. Adalet ve Demokrasi Haftasında ortaya çıkan görüş ve önerilerin, Türkiye ve Dünya’nın şiddet anlamı taşıyan olayların altında ezilmesine engel olabilecek nitelikler taşıdığı kanısındayım.

Haftanın önemli yönlerinden birisi de çoğunluğu çeşitli şekillerdeki cinayetlerle yitirdiğimiz insanlarımızın, aydınlarımızın anılması oldu. Gerçekten, Türkiye’nin cinayetlerle yitirdiği gazeteci, hukukçu, siyasetçi, kamu görevlisi, bilim insanı, asker veya polislerimizin adı anıldıkça tüylerim ürperdi.

Sözlü veya görüntülü sunumlarda, bazılarımızın gözlerinin yaşarması, geçen uzun yıllara karşın acıların tazeliğini koruduğunun kanıtıdır. Ateş, artık sadece düştüğü yeri yakmıyor. İletişim ve haberleşme alanındaki bilimsel ve hızlı gelişmeler, düştüğü yeri yakan ateşin alevlerini iyi yürekli insanlara kadar taşıyor.

Tasarlayanlarını, uygulayanlarını ve destekleyenlerini bilmediğimiz cinayetlerle aramızdan ayrılan ve 33. Demokrasi ve Adalet haftasında anılan aydınlarımızın tümü Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, milletvekili, TBMM Başkanı, komisyon başkanı, siyasal parti genel başkanı ve yöneticisi olabilecek nitelikte idiler. Sadece aileleri ve içinde bulundukları kesimler değil, Türkiye çok büyük değerlerini yitirdi.

33. Adalet ve Demokrasi Haftasında, 12 Eylül 1980 silahlı darbesinden sonra 7 Kasım 1980 tarihinde, Mamak Cezaevinde dövülerek öldürülen yayıncı İlhan Erdost’un ağabeyi, yayıncı Muzaffer İlhan Erdost için Başkanlığını Oğuz Gemalmaz’ın yaptığı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı (TİHAK), “Baskıya Boyun Eğmeden Ayakta Kalan Aydın: Muzaffer İlhan Erdost” konulu açık oturum düzenledi.

Başkanlığını, TİHAK Başkan Yardımcısı Mahmut Aslan’ın yaptığı açık oturumda Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir, tablonun karanlık olduğunu, ancak umudun korunması gerektiğini dile getirerek, “Türkiye’nin insan gücü, akıl ve yüreğin birlikteliğinde karanlıktan aydınlığa çıkmayı sağlayacaktır”diye konuştu.

Doç. Dr. Ömer Atagenç ise üretim ve paylaşım politikalarının halkın refahını sağlamaya yönelik olması gerektiğini belirtti.

TİHAK Başkanı Oğuz Gemalmaz ve Başkan Yardımcısı Mahmut Arslan konuşmalarında Muzaffer İlhan Erdost ve İlhan Erdost’un yaptıklarını dile getirdiler.

Türkiye, ne yazık ki “Beyin Gücü Mezarlığı” haline gelen Anayurdumuzda işlenen cinayetleri aydınlatamamış, en küçük katkısı olanlara bile hukuktaki karşılıkların verilmesini sağlayacak tarihsel bir süreci başlatamamıştır.

Türkiye, sadece cinayete uğrayan yiğitlerin ailelerini değil, vicdanlı insanların oluşturduğu geniş halk yığınlarını inandıracak yoğun hukuksal bir süreci başlatmalı, davaları süren cinayetleri mutlaka, inandırıcı düzeyde aydınlatmalıdır. Çünkü Türkiye, “Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydınlara, baskıya boyun eğmedikleri için başları dik, bedenleri ayakta öldürülen aydınlara” çok şey borçludur.

Adalet ve Demokrasi Haftasında paylaşılan konular, görüşler ve öneriler katılımcı demokratik kitle örgütleri, bir başka tanımlama ile gönüllü kuruluşlar tarafından birlikte değerlendirilmeli, ana hedefler yine birlikte belirlenmeli, kamuoyu ile paylaşılmalı ve gerçekleştirilmesi için dayanışma sağlanmalıdır.

Haydi, herkesin: başları dik, ayakta kalması, insana, hayvana ve doğaya yönelik insan şiddetinin sonlandırılması, sevgi, dostluk ve barışın sağlandığı bir ülkede ve Dünya’da yaşanayilmesi için her yerde ve her zaman, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde…Haydi.