30 Ağustos… Bu tarih, yalnızca bir zafer günü değildir. Bu tarih, yok edilmek istenen bir milletin küllerinden yeniden doğduğu gündür.

30 Ağustos, yalnızca bir askeri başarı değildir; bu milletin yeniden varoluş yemini, esarete boyun eğmeyeceğinin en gür sesidir.

O gün, her karışı şehit kanıyla sulanmış bu topraklarda bir ulus yeniden ayağa kalktı. Halkımız açtı, yorgundu, bitkindi ama imanı ve bağımsızlık aşkı vardı. Kadınlarımız sırtında mermi taşıdı, çocuklarımız cephane gizledi, yaşlılarımız aç susuz cepheye koştu. Ve işte o emanetin başında bugün Atatürk’ün kabri var.

Anıtkabir yalnızca taşlarla örülmüş bir yapı değildir. O, şehitlerimizin ruhunu, milletimizin iradesini, özgürlüğümüzün bedelini içinde saklayan bir mabettir.

Ve işte tam da böyle bir günde, böyle bir mekanda… Birileri çıktı, Cumhurbaşkanı’nın adını bağırarak slogan attı. Anıtkabir’in sessizliğini bir siyasi gösteri alanına çevirmeye kalktı.

Kabristanda yüksek sesle konuşmak Müslümanlığa yakışır mı?
Şehitlerimizin ruhu önünde slogan atmak, saygı mıdır, yoksa edepsizlik mi?

Dini öğretilerimiz ne diyor?
Kabir başında yüksek sesle konuşulmaz.
Mezarların üzerine basılmaz.
Yüksek sesle ağlanmaz, feryat edilmez.
Mezarın üzerine oturulmaz, yatılmaz.

Bu ölçüler, boşuna konulmadı. Çünkü kabir, bize ölümü hatırlatır; fani olduğumuzu, geride kalan tek şeyin erdem, ahlak, adalet olduğunu anlatır. Kabir; siyaset yapılacak yer değil, kalbin inceldiği, ruhun titrediği yerdir.

Nitekim Kur’an bize hatırlatıyor: “Her canlı ölümü tadacaktır.” Ölüm, bize unuttuklarımızı hatırlatır. Koltukların, makamların, alkışların değil; geride kalan iyiliğin, adaletin, vicdanın kıymetli olduğunu… Anıtkabir’in sessizliği bu yüzden kutsaldır; çünkü bize ölümü ve emaneti aynı anda hatırlatır.

Bugün Anıtkabir’de yapılanlar sadece dinimize değil, milli değerlerimize de hakarettir.
Şehitlerimizin kanıyla var edilmiş bir vatanın kalbinde, zaferin mabedinde; slogan atmak, kişilere alkış tutmak, milletin manevi mirasına gölge düşürmektir.

30 Ağustos Zafer Bayramı’nda yapılması gereken;
Sessizlikle minnetimizi dile getirmek,
Dua ile şehitlerimizi anmak,
Saygıyla Atamıza selam vermek,
Ve emaneti korumaktır.

Gerçek saygı, isim bağırmakla değil, emanete sahip çıkmakla olur.
Gerçek minnet, slogan atmakla değil; bu topraklarda adaleti, eşitliği, hürriyeti yaşatmakla gösterilir.
Gerçek vatanseverlik, siyasi gösterilerle değil; milletin derdine çare olmakla ölçülür.

Anıtkabir’in taşlarına kulak verin…
O sessizlik bize bağırıyor:
“Yüksek sesiniz değil, kalbinizdeki saygınız duyulsun.”

Bu millet, bağımsızlığını sloganla değil, kanıyla kazandı.
Ve biz, o kutsal emaneti asla sloganlara feda etmeyeceğiz.

SONSÖZ
30 Ağustos, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de yol haritasıdır. Anıtkabir’in sessizliğinde yatan ders şudur: Ölüm herkese uğrayacak, fakat geride bıraktığımız miras, milletimizin vicdanında yaşayacak.
O mirasa ihanet edenler unutulacak, emanete sahip çıkanlar sonsuza dek yaşayacaktır.