Üretken bir arkadaşım Sercan Ünsal. Daha önce Barış kitaptan çıkan “Bozkırda Bir Eğitim Pınarı Pamukpınar Köy Enstitüsü” ve “Köy Enstitüleri Kırsal Kalkınma ve Sağlık Kolu” kitaplarını da severek okumuştum. Yeni yayımlanan “Sovyetlerden Pamukpınar Köy Enstitüsü’ne Rus Hasan” ve “Pulur Köy Enstitüsü Müdürü Osman Yalçın Kitabı” adlı kitaplarını da soluk soluğa okudum. Kitap Hamidiye Köy Öğretmen okulunda resim öğretmeni olarak başlayıp Kızılçullu Köy Enstitüsü resim öğretmenliği ile devam eden ve Pamukpınar Köy Enstitüsü Eğitimbaşılığından 120 gün süren Pulur Köy Enstitüsü Müdürlüğüne kadar olan süre titiz bir araştırmayla yazılmış.
Sercan Ünsal’ın “Pulur Köy Enstitüsü Müdürü Osman Yalçın Kitabı” adlı kitabı, Türkiye’nin eğitim tarihine yalnızca belge ve bilgiler üzerinden değil, bir insanın yaşamı ve duruşu üzerinden bakmayı öneren nitelikli bir çalışmadır. Kitap, Köy Enstitülerini soyut bir eğitim modeli olarak ele almak yerine, Pulur Köy Enstitüsü özelinde somut bir tarihsel deneyime ve bu deneyimin taşıyıcısı olan Osman Yalçın’ın kişiliğine odaklanır. Bu yönüyle eser, hem biyografik hem de toplumsal tarih yazımı arasında kurulan dengeli bir anlatı olarak değerlendirilebilir.
Pulur Köy Enstitüsü, Türkiye’nin doğusunda, sosyal ve ekonomik açıdan dezavantajlı bir coğrafyada kurulmuş olması nedeniyle Köy Enstitüleri sistemi içinde ayrı bir yere sahiptir. Osman Yalçın’ın bu enstitüdeki müdürlüğü, yalnızca bir idari görev değil; aynı zamanda bir eğitim felsefesinin sahaya uygulanma çabasıdır. Sercan Ünsal, Osman Yalçın’ı idealize eden bir dil kurmak yerine, onu dönemin koşulları içinde sorumluluk alan, risk üstlenen ve eğitimi toplumsal dönüşümün temel aracı olarak gören bir eğitimci olarak ele alır. Bu yaklaşım, kitabın inandırıcılığını ve tarihsel değerini güçlendiren önemli bir unsurdur.
Osman Yalçın’ın eğitim anlayışı, Köy Enstitülerinin temel ilkeleriyle doğrudan örtüşür. “İş içinde eğitim” anlayışı, Pulur’da yalnızca bir pedagojik yöntem değil, aynı zamanda yaşam biçimi hâline gelmiştir. Öğrencilerin üretime katılması, tarım ve zanaatla iç içe bir eğitim süreci geçirmesi, bilgi ile emeğin ayrılmazlığı fikrini somutlaştırır. Ünsal, bu süreci aktarırken yalnızca kurumun başarısına odaklanmaz; aynı zamanda bu anlayışın karşılaştığı zorlukları, yerel dirençleri ve siyasal baskıları da görünür kılar. Böylece Pulur Köy Enstitüsü, ideal bir ütopya olarak değil, mücadele içinde var olan bir gerçeklik olarak sunulur.
Kitabın en güçlü yönlerinden biri, Osman Yalçın’ın yöneticilik anlayışını insanî boyutlarıyla ele almasıdır. Yalçın, öğrencilerle arasına mesafe koyan otoriter bir yönetici değil; onları dinleyen, sorunlarına eğilen ve eğitimi hayatın içinden kurmaya çalışan bir figür olarak resmedilir. Öğretmenlerle kurduğu ilişki de hiyerarşik bir yapıdan çok, ortak sorumluluğa dayalı bir çalışma anlayışını yansıtır. Bu durum, Köy Enstitülerinin neden dönemin egemen eğitim anlayışından farklı ve dönüştürücü bir model sunduğunu açık biçimde ortaya koyar.
Sercan Ünsal’ın anlatımı, tarihsel belgelerle kişisel tanıklıkları dengeli bir biçimde bir araya getirir. Metin boyunca arşiv bilgileri, anılar ve gözlemler iç içe geçer; bu da okuyucunun hem dönemi hem de Osman Yalçın’ın kişiliğini daha yakından hissetmesini sağlar. Yazar, akademik bir mesafe korurken anlatıyı soğuk ve kuru hâle getirmez. Aksine, Pulur Köy Enstitüsü’nün gündelik yaşamı, üretim süreçleri ve eğitim ortamı canlı bir tablo gibi gözler önüne serilir.
Eserde örtük biçimde hissedilen bir diğer önemli tema, Köy Enstitülerinin tasfiye edilme sürecine yönelik eleştiridir. Osman Yalçın’ın temsil ettiği eğitim anlayışı ile daha sonra egemen olan merkeziyetçi, sınav odaklı ve ezbere dayalı sistem arasındaki fark, doğrudan polemik kurulmadan okuyucuya sezdirilir. Bu karşıtlık, kitabı yalnızca geçmişi anlatan bir çalışma olmaktan çıkarır; günümüz eğitim tartışmaları için de düşünsel bir zemin sunar.
Sonuç olarak Pulur Köy Enstitüsü Müdürü Osman Yalçın, bireysel bir yaşam öyküsünden hareketle Türkiye’nin aydınlanmacı eğitim mirasını yeniden düşünmeye çağıran önemli bir eserdir. Sercan Ünsal, Osman Yalçın’ın şahsında, eğitimin yalnızca bilgi aktarma süreci değil; toplumu dönüştürme iradesi olduğunu hatırlatır. Kitap, Köy Enstitülerine ilgi duyanlar kadar, eğitimle toplumsal adalet arasındaki ilişkiyi sorgulayan okurlar için de güçlü ve anlamlı bir kaynak niteliği taşır.
Her aydınını kitaplığında bulunması gereken “Sovyetlerden Pamukpınar Köy Enstitüsü’ne Rus Hasan” ve “Pulur Köy Enstitüsü Müdürü Osman Yalçın Kitabı” kitabını bize kazandırdığı için Sercan Ünsal’ı kutluyorum.