Dünya tatlısı Desi, 2015 yılında geçirdiği elim bir trafik kazası sonucunda 12 yaşında göçtü gitti bu dünyadan. Ertuğrul ailesi o kadar alışmıştı ki Desi’ye, dünyaları karardı.
Ailenin adeta dili tutulmuş, evde sessizlik hâkim olmuştu. Yaşanan bu travma’dan kaynaklanan üzüntüden aile bir yıl birbiriyle konuşmadı. Desi’siz günler geçmiyordu. Onun kaybından sonra geçen bir yılın sonunda bu acıya dayanamayan Ertuğrul ailesi küçücük bir yavru olan Himen’i 2016 yılının ağustos ayında almaya karar verdi.
Evlerinin neşesiydi. Çok sevdikleri bir aile ferdiydi. Nasıl anlatılırdı ki yaşamak lazımdı. Yataklarını ve yemeklerini paylaştıkları hayatlarını değiştiren bir candı. Ne söylesek abartı olmaz, aile için farklı bir candı.
Bu kadar çok sevilen Himen çaresiz bir hastalığa yakalandı ve yakalanmış olduğu hastalıktan kurtulamadı ve bu dünyayı terk etti. sözün bittiği, kelimelerin boğazda düğümlendiği o kapkara günler başladı. Aile bir insanın canından bir parça koptuğunda, evrenin nasıl derin bir sessizliğe büründüğünü, acılarının nasıl sonsuz bir okyanusa dönüştüğünü tüm ruhlarında hissetmeye başladı.
Himen... O sadece bir evlat, bir dost değil; hayatlarının en güzel, en saf dilimlerine şahitlik etmiş bir yoldaştı. Onunla geçen her saniye, yüzlerindeki tebessüm, evlerinin en sıcak köşesiydi. Şimdi onun bıraktığı boşluğa bakarken, onu unutmanın ne kadar imkânsız olduğunu düşünmek bile insanın göğsünü sıkıştırıyordu.
Aslında o amansız hastalık kapıyı ilk çaldığında başladı o gizli haykırışlar. Gözlerindeki o yorgunluğu ilk gördükleri an, içlerine düşen o yangın, meğer haklı çıkacakları bir korkunun ilk kıvılcımlarıymış. Canları yanarken, “Acaba?” derken, ne kadar da haklılarmış...
Bugün, o korkunun gerçeğe dönüştüğü, zamanın durduğu o en acı gün.
Ama ne olur dostlar kendinize haksızlık etmeyin. Siz, bir canı yaşatmak için gökyüzünü yere indirmeye çalıştınız. Son nefesine, o masum gözlerini son kez kırpışına kadar vazgeçmediniz. O veterinerden bu veterinere koşarken, koridorlarda çaresizce şifa ararken, bir hayvan hastanesinin soğuk duvarları arasında onun patisini tutup “Gitme...” diye yalvarırken döktüğünüz her ter, bir sevgi anıtıydı. Çaba üstüne çaba, umut üstüne umut ektiniz; onun o küçücük canını bu dünyada tutabilmek için ruhunuzu ortaya koydunuz.
Ve o sabah tam dokuzu beş geçe... Dünya bir anlığına durdu, gökyüzü sessizliğe gömüldü ve Himen, ardında koskoca bir enkaz bırakarak sessizce göçüp gitti.
Şimdi evde onun basmadığı her zemin, dokunmadığı her köşe öksüz. Arkasından bir vefa seli gibi çağlayan, yanaklarınızdan süzülüp kalbinize damlayan o gözyaşları, aslında ona olan sonsuz sevginizin en acı nişanesi. O yaşlar, sadece bir kayba değil; yaşanmış muhteşem bir dostluğa tutulan en asil yastır.
Rabbim, bu tarifsiz kederin içinde sizlere ve Himen’i kalpten seven herkese dayanma gücü versin. Sabırlar, metanetler dilerim. Başınız sağ olsun, acınız acımızdır...