“En güçlüler naziktir” diyor ya o söz…

Ben yıllardır sahnedeyim. Operada şunu öğrendim: Gerçekten güçlü olan tenor bağırmaz,

sesi zaten salonu doldurur. Güç, desibel değildir. Güç, kontrolüdür.

Ama memlekete bakıyorum…

Mikrofon kimdeyse güç onda sanılıyor.

Nazik olanın pek şansı yok gibi. Çünkü bizde sertlik karizma, kabalık liderlik, yüksek ses de

özgüven zannediliyor. Oysa sahnede en tehlikeli şey kontrolsüz sestir. İnsan hem partisyonu

kaçırır hem orkestrayı dağıtır.

Hayatta da öyle değil mi?

“En zekiler sessizdir” deniyor.

Doğru olabilir. Çünkü gerçekten düşünen insan önce dinler. Ama bizde dinleyen değil, araya

giren kazanıyor. Tartışma programlarını izleyince kendimi final aryasında sanıyorum: Herkes

yüksek perdede, ama kimse notaya bakmıyor.

En zenginler sadedir…

Bu cümleyi çok seviyorum. Çünkü gerçek estetik sadeliktedir. Sahnede kostüm ne kadar

abartılıysa rol o kadar risklidir. Hayatta da öyle: Fazla gösteriş genelde eksik bir şeyleri örtme

çabasıdır.

Bizde sadelik iki türlü:

Birincisi bilinçli sadelik.

İkincisi zorunlu tasarruf.

Aradaki farkı herkes biliyor ama kimse yüksek sesle söylemiyor.

“En mutlular gizlidir.

Evet, ben de buna inanıyorum. Çünkü mutluluk bağırmaz. Sessiz bir prova sonrası, doğru

çıkan bir nota, alkıştan önceki o bir saniyelik nefes… İşte mutluluk biraz orada.

Ama şu cümle var ya:

“Gerçek güç, kendini kanıtlama ihtiyacı duymaz.

İşte burası çok kritik.

Gerçekten adil olan, her gün “Ben adilim” demez.

Gerçekten güçlü olan, her konuşmasının başına “Gücümüz…

” diye başlamaz.

Gerçekten çalışan insan, billboard istemez.

Sahnede iyiysen, alkış zaten gelir.

Değilsen, ışığı artırarak sorunu çözemezsin.

Ben inanıyorum ki naziklik zayıflık değildir.

Sessizlik bilgisizlik değildir.

Sadelik fakirlik değildir.

Belki biz biraz gürültüye fazla alıştık. Belki de bu yüzden sessiz olanı fark etmek zor geliyor.

Ama ben yine de nazik olmaktan vazgeçmeyeceğim.

Sesimi gerektiği kadar kullanacağım.

Notaya sadık kalacağım.

Çünkü hayat da biraz opera gibi:

Bağırarak değil, doğru yerden girerek kazanılır.

Ve inanın, en uzun süren alkış her zaman en çok bağırana değil, en doğru söyleyene gelir.