ÖMÜR BOYU DOSTLUK, DIŞKAPI, SPOR ve DIŞKAPILILAR…

Dışkapı, Ankara’nın, Altındağ ilçesi içinde, ünlü  bir yerleşim yeri,  bir semt, çok uzun bir geçmişi var. Dışkapı, Ankara’nın dış kalesinin kuzey kapısı idi bir zamanlar. Bir zamanlar dediğim, geçmiş uluslar ve devletler dönemi. 

Merkezde konutlar da var, ancak iş yerleri daha belirgin şimdilerde.  Adı sanki sonsuza kadar yaşayacak gibi görünüyor. Umarım yaşar.

1954 yılında, Rize’nin Pazar ilçesinin Apso (Suçatı) köyünden, amcam Besim Sümer tarafından Ankara’ya, “okutmak” amacı ile getirildiğimde ilk gördüğüm yerler Yenidoğan ve İsmetpaşa mahalleleri, Altındağ ve Uzunyol caddeleri, elbette Dışkapı.

Dışkapı  diye bildiğimiz tarihsel bölgede  Kazıkiçi Bostanları yer alıyordu. Küçük ve bağımsız evler, yeşil alanlar, sebze tarlaları ve meyve ağaçları vardı. Doğu Karadeniz’in yeşilliklerinden ve maviliklerinden “gurbet” diye anlatılan Ankara’ya, başka bir yeşilliğe ve toprağa gelmiştim. Evet, toprağa. Sebze ekilen toprak ve meyve veren ağaçlar, tüm renkleriyle gözlerimdeki canlılığını, tazeliğini koruyor. 1950’lerin başından 2020’lerin daha yarısına gelmeden, canlı canlı. Hepimiz doğal olarak değiştik, ancak o çok daha değişti, doğal olmayan, akıl ve vicdan dışı yöntemlerle değiştirildi.

Örneğin, bağlar, bahçeler yok edilerek YIBA Çarşısı inşa edilirken, gelecekte burada bir yangın çıkacağı (12 Mayıs 1978) ve 49 kişinin yanarak veya dumandan boğularak öleceği akla geldi mi? Çarşı esnafı ve yöneticiler her olasılığa karşı eğitildi, eğitimler zaman zaman yinelendi mi?

Önceki yıllarda, 11 Eylül 1957 tarihinde, Hatip Çayı’nın taşacağı, 100’den fazla yurttaşımızın boğularak yaşamını yitireceği, Dışkapı dahil bir çok alçak yerdeki binaların yıkılacağı öngörüldü mü?

İki tarihsel, ancak can yakıcı örnekten sonra yine Dışkapı’ya dönelim.

Tertemiz, zaman zaman bulanık suları ile Bentderesi. Zengin denilemeyecek, ancak “fakir” kelimesi kullanılırsa büyük haksızlık yapılacak olan insanların yaşadığı Altındağ.  Cumhuriyet’in  daha da güçlendirdiği zenginliklerle, umutlarla dolu idi, daha çok Türkiye’nin Doğusundan, Kuzeyinden gelen,  bir anlamda göçen yürekler. 

Altındağ ve Dışkapı, birçok siyasetçi, sanatçı, yazar, gazeteci, doktor,  diş hekimi, hukukçu, kamu görevlisi, iş insanı ve sporcu yetiştirdi. Kazıkiçi Bostanları ve Dışkapı merkezindeki boş arsalarda, yerin üstündeki gerçek cenneti yaşadım, mahalle, sporcu ve öğrenci arkadaşlarımla. Hatta, köyümden ağlayarak ayrılan bir insan olarak anne, baba ve kardeşlerimin özlemlerine karşı, bu arkadaşlarımın, bu çocukların dostlukları direncimi yüksek tuttu.

Dışkapı’daki İhsan Sungu İlkokulu, Roma’lılardan kalan tarihi yerleşim yerindeki Bozkurt İlkokulu, bu yerlerden yürüyerek gidip geldiğim, bugünkü Çankaya ilçesine bağlı Yenişehir semtindeki Atatürk Lisesi  ve tekrar Altındağ’daki Yıldırım Beyazıt Lisesi.

Aslında, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri, bir zamanlar Ankara’nın tam kendisi olan bu yörede atıldı. Şimdi eski Ankara diyorlar. Hayır, gerçek Ankara, ilk Ankara, Ankara’nın temeli. İşte Dışkapı, bu temelin, Ankara’nın ana toprağı oldu.

Dışkapı, Kazıkiçi Bostanları, güzelim ziraat ve pazar yerleri, belki “Dost Dili” köşesine biraz aykırı düşecek, ancak, vahşi yönleri ağır basan insanların karar ve uygulamaları ile yüksek ve soğuk yapılarla dolduruldu. Doğanın, “cennet parçası” diye verdiği güzellikleri ortadan kaldıran eyleme vahşi değil de “uygarlık, gelişme, kentleşme” mi  deseydim?

İşte, kitaplara sığdırılması olanaksız diyebileceğim bu süreçte Dışkapı’nın, bugün betona hapsedilmiş kimi geniş, kimi dar, o güzelim arsalarında, topraklarında çok güzel çocuklar, insanlar yaşadı, yaşatıldı, yetişti, yetiştirildi. Belki de farkında olmadan birbirimizi yetiştirdik.

Yetişen veya yetiştirilen o çocuklar, Ankara ve diğer bazı illerin futbol takımlarında, amatör ve profesyonel olarak oynadılar. Kimi takım arkadaşı oldular, kimi de rakip. Rakipliği kabullenemedim hiçbir zaman. Bugün buluşabilen, arkadaş ve dost olan Dışkapılılar dün de arkadaş ve dost idiler. Rakiplikten dostluğa değil, farkında olmasak da, bizlere anlatılamasa da, dostluktan dostluğa geldik. 

Ne mutlu bana, bugün de onlarla birlikteyim, sıkıntılı, zorlu, ancak tertemiz geçmiş yılların üstünde “her yaştaki gençlerin” oluşturduğu farklı bir ailenin bireyi gibiyim. Yaşayan, uzun yıllar mutlu ve umut dolu yaşamalarını dilediğim futbolcu, sporcu arkadaşlarımla kucaklaşarak. Birçok arkadaşımızı toprağa vermenin yarattığı duyguları yönetebilen ve ak saçlı insanlar olarak.

“Dışkapılılar” topluluğunu oluşturdu Cumhuriyet’in Başkenti Ankara’da doğan veya buluşan insanlar, sporcular.

Sporun büyüklüğü, olumlu etkileri o kadar çok ki. Sporla birlikte, başarılı bir öğrencilik, aile ve meslek yaşantısı hiç de zor değil. Anneler, babalar, ebeveynler, araştırın, soruşturun, sporun kişiliği nasıl geliştirdiğini, nasıl güçlendirdiğini, kendini ifade etmede, sevinci veya üzüntüyü paylaşmada, kadın-erkek ayırımı yapmadan, sadece çocuk ve gençlere  değil, hatta her yaştaki insana neler kazandırdığını görün. Sporun, aile, öğrencilik ve iş yaşantısına engel olmadığını da.

“Dışkapılılar olarak” 15 Şubat 2024 akşamı, Kavaklıdere, Kennedy Caddesinde bulunan ve Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği (TÜFAD) mülkiyetinde olan Prestige Hotel’de toplandık. Önceki valilerden ve  devlet bakanlarından Ünal Erkan’la, Dışkapılı sporcu ve spor yöneticilerinden Engin Erolfanoğlu toplu fotoğrafa yetişemediler.

Yaşadıkça, Dışkapılılar ve diğer anlamlı buluşmaları sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Çünkü, okul, spor, emeklilik ve mesleklerle ilgili ileri yaş buluşmaları, sadece tarihsel olarak değerli değil. Aynı zamanda sevgi, dostluk ve özlem duygularını paylaşıyor, ailelere ve topluma da taşıyor.  Keşke, çok daha genç, öğrenci ve sporcu iken o dönemdeki öğretmenlerimiz, eğitimcilerimiz, büyüklerimiz, ailelerimiz bugün geldiğimiz noktayı bizlere, örneklerle anlatsalardı. O yıllarda bizleri böyle buluştursalar, farklı sınıflarda ve takımlarda olsak da böyle kaynaştırsalardı.

ÖMÜR BOYU DOSTLUK, DIŞKAPI, SPOR ve DIŞKAPILILAR…

Toplu fotoğrafta, ayaktakiler, soldan, Bülent Albayrak, Yalçın Amanvermez,  Münir Amanvermez,  Avni Özcan, Hadi Aydos, İsmail Dilber, Cüneyt Başaran, Nevzat Özdağ, Turan Saraç.

Oturanlar, soldan, İbrahim Yapıcı,  Kemal Demirelaslan, Rıza Sümer, Turgut  Nara, Tansu Polatkan,  Gürbüz Tosun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Rıza SÜMER - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sonsöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sonsöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sonsöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sonsöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.