Son yıllarda hayatımıza giren her yenilik gibi, yapay zeka da artık sıradanlaştı. Birkaç yıl önce sadece teknoloji meraklılarının ilgisini çeken sistemler, bugün habercilik dahil pek çok alanda aktif şekilde kullanılıyor.

Kalem Kimin Elinde?
Son yıllarda hayatımıza giren her yenilik gibi, yapay zeka da artık sıradanlaştı. Birkaç yıl önce sadece teknoloji meraklılarının ilgisini çeken sistemler, bugün habercilik dahil pek çok alanda aktif şekilde kullanılıyor. Gazetecilik de bu değişimden fazlasıyla etkileniyor. Artık haberleri yazanlar sadece muhabirler değil, algoritmalar. Bu değişim hızla ilerliyor, ama kimse şu sorunun tam cevabını veremiyor: Kalem kimin elinde?
Bir haber ajansında, bir web sitesinde, hatta bir sosyal medya sayfasında okuduğumuz haberlerin bir kısmı artık insanlar tarafından yazılmıyor. Yapay zeka, saniyeler içinde metin üretebiliyor. Konuyu tanıyor, kelimeleri sıralıyor, başlık bile koyuyor. İlk bakışta düzgün görünüyor. Ama biraz dikkatli okuyan biri fark ediyor: Bu yazının içinde bir şey eksik.
İnsanın dokunuşu yok. Gözlemi yok. Sezgisi yok.
Yapay zekanın yazdığı haberlerde tempo var ama ton yok. Bilgi var ama bağlam eksik. Söz dizimi düzgün ama ruhsuz. Çünkü yapay zeka, yazı yazmayı öğrenmiş olabilir, ama hikâye anlatmayı hala bilmiyor. Bir olayın satır aralarındaki gerçeği ancak bir insan görebilir. Bir duruşu, bir suskunluğu, bir bakışı sadece insan yorumlayabilir. Algoritmalar ise sadece ne olmuş sorusuna cevap verir. Ama neden olmuş, nasıl olmuş, ne hissettirmiş? Bu sorular onların sınırını aşar.
Özellikle kriz anlarında bu fark daha net ortaya çıkar. Bir patlama, bir sel, bir iş cinayeti… Yapay zeka bunları yazabilir. Sayıları sıralar, resmi açıklamaları ekler, doğru kelimeleri seçer. Ama oradaki kaosu, belirsizliği, insan korkusunu anlatamaz. Ne bir kurtarma görevlisinin yorgun yüzünü görür, ne bir yakının feryadını duyar. Çünkü olay yerinde değildir. Çünkü orada bulunmamıştır. Sadece yazmıştır.
Bu durum sadece duygularla ilgili de değil. Güvenle, sorumlulukla, etikle de ilgisi var. Yapay zekaya yazdırılan haberlerde kaynak sorunu, doğrulama eksikliği, çarpıtma riski çok daha fazla. Bir editörün süzgecinden geçmeyen metinler, farkında olmadan yanlış yönlendirme yapabilir. Çünkü algoritmalar sorgulamaz. Onlara ne verilirse, onu işler. Ne doğruyu ne yanlışı ayırt eder. Sadece üretir. Bu da gazeteciliği, bilgi aktarmaktan çıkarıp içerik doldurmaya dönüştürür.
Üstelik mesele sadece haberin doğruluğu da değil. Aynı zamanda kimin sesi duyuluyor, kim susturuluyor, kim öne çıkıyor, kim yok sayılıyor? Bu sorular medya dünyasında her zaman önemliydi. Şimdi daha da önemli. Çünkü algoritmaları insanlar yazıyor. Ve her insanın bir bakış açısı var. Yapay zeka tarafsız gibi görünür ama onu besleyen sistemler çok net tercihler yapabilir.
İşte bu yüzden gazetecilik hala insan işidir. Saha görgüsü, deneyim, sezgi, cesaret, insani değerler… Bunlar yapay zekaya aktarılamaz. Çünkü haber dediğimiz şey sadece olay anlatımı değildir. Bir bağ kurmaktır. Gerçekle, okuyucuyla, toplumla.
Elbette teknoloji kullanılmalı. Habercilik daha hızlı olabilir, daha erişilebilir hale gelebilir. Ama insanın yerini tamamen algoritmalara bırakmak, medyanın kalbini susturmak demektir. Çünkü bir haberin güçlü olması, sadece veriye değil, o verinin nasıl anlatıldığına bağlıdır. Ve bu anlatımı hala en iyi insan yapar.
Kalem hala bizde. En azından bırakmadıkça.