Türkiye, son yıllarda yaşadığı felaketlerle sarsılıyor. Enkaz altından çığlıkların yükseldiği depremler, gökyüzünün kırmızıya boyandığı orman yangınları... Bu trajediler sadece doğanın gücünü değil, aynı zamanda yönetimdeki organizasyon eksikliğini ve hazırlıksızlığı da acı bir şekilde ortaya koydu.

Şimdi ise çok daha yavaş ilerleyen ama etkisi en az onlar kadar yıkıcı olacak bir felaket kapımızda: kuraklık ve su krizi.
Depremlerde binalar yıkıldı, yangınlarda ormanlar kül oldu. Ancak bu yıkımlar, plansızlığın ve kontrolsüzlüğün bir sonucuydu. Yıllarca görmezden gelinen fay hatları, inşaat sektöründeki denetimsizlik ve afet sonrası ortaya çıkan koordinasyonsuzluk, bilimi ve mühendisliği hiçe sayan bir yönetim anlayışının ağır bedelleriydi.
Bugün, bu yönetim beceriksizliği, kendini su kaynakları konusunda da gösteriyor. Suyun bir strateji meselesi olduğu gerçeği göz ardı edilerek, su kaynakları hesapsızca tüketildi. Barajlar alarm veriyor, yeraltı suları geri dönülemez şekilde çekiliyor. Bu durum, sadece tarımımızı değil, şehirlerimizin içme suyunu da doğrudan tehdit ediyor.
Kuraklık, tek bir problem değil, bir zincirleme reaksiyonu tetikleyen bir felaketler silsilesidir.
* Gıda Güvenliğimiz Tehdit Altında: Türkiye, tarımsal bir güç olmasına rağmen, su olmadan tarım yapamaz. Kuruyan tarlalar, rekolte düşüşleri ve tarımsal üretimdeki kayıplar, gıda güvenliğimizi doğrudan tehdit edecek. Bu durum, hem çiftçimizi perişan edecek hem de market raflarındaki fiyatları patlatacak.
* Susuz Şehirler: Büyükşehirlerin su kaynakları alarm veriyor. Yağışların azalması ve mevcut barajların yetersizliği, şehirlerde su kesintilerini kaçınılmaz kılacak. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentler, musluklarından su akmayan milyonlarca insanın yaşadığı yerler haline gelebilir. Bu durum, günlük hayatı felç edecek ve sosyal huzursuzluklara zemin hazırlayacak.
Bu sorunların çözümüne yönelik atılan adımlar da maalesef güven vermekten uzak. Tıpkı deprem yönetmeliği hiçe sayılan binalar gibi, su kaynaklarımız da günü kurtarma politikalarıyla tüketilmeye devam ediyor. Popülist söylemlerle geçiştirilen bu devasa problem, acil eylem planları ve radikal kararlar gerektiriyor.
Eğer yakın geçmişte yaşadığımız acılardan ders çıkarılmazsa, Türk halkını gerçekten de zor günler bekliyor. Bu kez sarsılan binalar veya yanan ormanlar değil, tüm yaşamın temel direği olan su olacak. Ve bu sessiz felaketin yankıları, her birimizin hayatında derinden hissedilecek.