Okullar açılıyor… Çantalar hazır, defterler alınmış, kıyafetler ütülenmiş. Ama soruyorum size, gerçekten hazır olan kim? Çocuk mu, aile mi, yoksa okul mu? Her yeni eğitim yılı, yalnızca ders kitaplarının açılması demek değildir. Aynı zamanda çocukların hayatına yeni sayfalar eklenir, onların geleceğini şekillendiren yepyeni başlangıçlar yapılır. Sizce de öyle değil mi?
Bir çocuğun eğitim yolculuğu aslında evde başlar. Benim düşünceme göre, ilk öğretmen her zaman anne ve babadır. Çocuğun konuşmayı öğrendiği ilk yer ev, sevgiyle tanıştığı ilk kişi ailesidir. Eğer bir çocuk evinde huzur bulamazsa, okulda öğrendiği hiçbir bilgi kalıcı olmaz. Sizce peki doğru olan bu değil mi? Çocuk, anne babasının gözlerinde kendine duyulan inancı görmezse, nasıl kanat çırpıp yükselebilir?
Ailenin rolü yalnızca çocuğa ders çalıştırmak değildir. Asıl görev, ona hayatı sevdirmektir. Bir defteri karalamaktan çok daha önemlisi, çocuğa merak etmeyi, soru sormayı, araştırmayı aşılamaktır. Ama çoğu zaman aileler, çocuklarının sadece notlarına odaklanır. Oysa ki, yüksek not alan ama kendine güveni olmayan bir çocuk, yarınlarda zorluklarla karşılaştığında nasıl ayakta kalacak? Soruyorum size, hayat sadece sınavlardan mı ibaret?
Bir de işin başka bir boyutu var: ekonomik yükler. Okullar açılırken aileler alışveriş telaşına giriyor; çanta, defter, kalem, kıyafet derken masraflar bir anda büyüyor. Çoğu aile kıt kanaat geçinirken, bu dönemde adeta büyük bir sınava giriyor. Market market dolaşarak en ucuzunu bulmaya çalışan anne babaların yorgunluğunu görmüyor muyuz? Okula kayıt sırasında talep edilen katkı payları, zorunlu olmasa da çoğu zaman aileleri mecbur bırakıyor. Sizce de eğitim hakkı, bu kadar ağır bir yük haline gelmemeli değil mi?
Çocuğun okul hayatına başlaması sadece onun için değil, aile bütçesi için de yeni bir dönem demek. Benim düşünceme göre, eğitim masrafları çocuğa bir yatırım olmalı ama bu yatırım, aileleri çaresizlikle baş başa bırakmamalı. Çünkü ekonomik sıkıntılar yüzünden okul alışverişini eksik yapmak zorunda kalan ailelerin yaşadığı üzüntü, aslında çocuğun kalbine de yansıyor. Bir çocuk sırf ayakkabısı eski diye kendini geri planda hissediyorsa, biz toplum olarak sınıfta kalıyoruz, haksız mıyım?
Okulların rolü ise bambaşka bir pencereden hayatı aydınlatır. Okul, bilgiyi verir, yön gösterir, çocuğun sosyal becerilerini geliştirir. Ama bana göre, en iyi okul bile aile desteği olmadan çocuğu tek başına hayata hazırlayamaz. Çünkü okulun verdiği bilgi, ailenin verdiği sevgi ve güvenle birleştiğinde anlam kazanır. Çocuk sadece derslerde değil, hayatın her alanında başarılı olur. Sizce de öyle değil mi?
Bir de sorumluluk meselesi var. Okul öğretir, aile takip eder. Aile rehberlik eder, okul destek olur. İşte bu denge kurulmadığında çocuk yalnız kalır. Kimi aileler tüm yükü okula bırakır; kimi ise okulun rolünü yok sayıp çocuğu sürekli baskı altında tutar. Oysa eğitim bir köprü gibidir; iki yakasında aile ve okul vardır. Çocuk ise o köprünün üzerinden geçip geleceğe yürür. Köprü yıkılırsa, çocuğun yolculuğu da yarım kalır. Sizce doğru olan, çocuğu bu yolculukta yalnız bırakmak mı, yoksa elinden tutmak mı?
Benim düşünceme göre, çocuğa verilen en büyük hediye ders notları değil, özgüvendir. Çünkü özgüvenli bir çocuk düşse bile ayağa kalkar, kaybolsa bile yolunu bulur. Aile, bu güveni vermek için sürekli yanında olmalıdır. Çocuk eve geldiğinde sadece “Bugün ne öğrendin?” diye değil, “Bugün kendini nasıl hissettin?” diye de sorulmalıdır. Çünkü eğitim sadece aklı değil, kalbi de besler. Sizce de çocukların en çok ihtiyacı sevgi değil mi?
Toplumsal farkındalık yaratmak için geç değil. Bir çocuğun eğitimi yalnızca ailesini değil, tüm toplumu ilgilendirir. Yarınlara bırakacağımız en büyük miras, iyi yetişmiş, vicdanlı, özgüvenli nesillerdir. Bunun yolu da aile ve okulun ortak sorumluluğu paylaşmasından geçer. Ama bu sorumluluk, devletin ve toplumun da desteği olmadan tam anlamıyla gerçekleşmez. Eğitimde fırsat eşitliği, sadece bir temenni değil, bir zorunluluktur. Sizce peki çocuğa verilecek en güzel miras bu değil mi?
Soruyorum size; yeni okul yılı başlarken biz aileler olarak üzerimize düşeni yapıyor muyuz? Çocuğumuzun çantasına defter, kalem koyuyoruz ama yüreğine umut koyuyor muyuz? Ona sabırla kulak veriyor muyuz? Aile, okul ve toplum birlikte olduğunda bir çocuk sadece öğrenci değil, aynı zamanda insan olmayı öğrenir.
Bir çocuk yalnızca ders kitaplarıyla değil, anne babasının ilgisiyle, öğretmeninin rehberliğiyle, toplumun desteğiyle büyür. Susmayalım, ilgisiz kalmayalım. Çünkü bir çocuğun elinden tutmak, aslında geleceğin elinden tutmaktır.
Hepinize mutlu hafta sonları diliyorum.