Bayram arifesindeyiz. İnsan ister istemez geçmiş yıllara dönüp bakıyor. Ben de öyle yaptım; eski bayram yazılarımı gözden geçirdim. Fark ettim ki, yıllardır kaleme aldığım hiçbir bayram yazısı tam anlamıyla umut, sevinç ve huzur dolu olmamış. Her biri; acıların, yoklukların ve buruklukların gölgesinde yazılmış satırlardan ibaret.
Bir bayram yazımızda, tüm dünyayı esir alan pandemiyi konu edinmişiz. Kapılar kapandı, mesafeler arttı. İnsanlar sevdiklerine sarılamadan bayram geçirdi. Her gün yüzlerce insanın hayatını kaybettiği o karanlık günlerde, bayramın anlamı bile neredeyse yitip gitmişti.


Bir başka bayramda, bu kez deprem gerçeğiyle yüzleştik. On binlerce insanımızı kaybettik. Resmi rakamlar 50 binin üzerinde can kaybını gösterirken, geride kalanların dramı hâlâ sürüyor. Konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veren vatandaşlarımız için bayram, hâlâ eksik, hâlâ yarım.
Dünya ise başka bir trajedinin içinde dönmeye devam ediyor. Filistin’de yaşanan insanlık dramı, yıllardır bitmeyen bir acı olarak karşımızda duruyor. Bugün sadece Filistin değil; Lübnan’dan İran’a kadar geniş bir coğrafya, savaşın ve çatışmanın gölgesinde bayrama giriyor. Güç mücadelesi, enerji savaşları ve siyasi hesaplar uğruna milyonlarca insanın hayatı altüst ediliyor. Büyük güçlerin çıkar hesapları, masum insanların bayramını karartmaya devam ediyor.


Suriye meselesi de bu tablonun ayrı bir parçası. Yıllardır süren iç savaşın bedelini sadece Suriye değil, ülkemizin vatandaşları olarak biz de ödüyoruz. Milyonlarca sığınmacının yarattığı ekonomik ve sosyal yük, zaten kırılgan olan dengeleri daha da zorladı. Bu tabloyu görmezden gelmek ise artık mümkün değil. Ancak, yapılan konuşmalara baktığımızda geçmişten hiç ders alınmadığını görüyoruz. Öyle ki; bu ülkenin yöneticileri, ülkemizin çocuklarını, emeklilerini, işsizlerini ve dar gelirlilerini adeta görmezden gelerek, ülkemize sığınanların hamiliğini yapıyorlar.
Ve dönüp ülkemize baktığımızda…
Ekonomik tablo da en az dış dünya kadar çarpıcı. Emekliler, asgari ücretliler, memurlar, dul ve yetimler… Geniş bir kesim hayatını sürdürebilmek için adeta ince bir ip üzerinde yürüyor. Bayram sofraları eskisi gibi değil. Alım gücü düşmüş, umutlar törpülenmiş durumda.


Kişi başına milli gelir rakamları yükseliyor olabilir. Ancak bu artışın sokaktaki vatandaşa yansıdığı söylenebilir mi? Pazara çıkan, faturalarını ödemeye çalışan, torununa harçlık vermek isteyen bir emekli için bu rakamların hiçbir karşılığı yok. Gerçek hayat, istatistik tablolarından çok daha farklı bir hikâye anlatıyor.
Bugün geldiğimiz noktada, milyonlarca insan devlet desteğine muhtaç hale getirilmiş durumda. Üstelik bu tablo, bir başarı hikâyesi gibi sunulabiliyor. Oysa bayramlar; yardıma muhtaçlığın değil, paylaşmanın ve refahın doğal olduğu günler olmalı.


Özetle…
Bir yanda savaşların, diğer yanda yoksulluğun kuşattığı bir dünyada, Ramazan’ın manevi ikliminden çıkıp bayrama giriyoruz. Bugün arife… Yani umut etmenin, dilek dilemenin, belki de yeniden başlama arzusunun günü.
Ama gerçekler ağır.
Dünyanın birçok yerinde insanlar bombaların gölgesinde bayram sabahına uyanacak. Ülkemizde ise milyonlarca vatandaş, geçim derdinin yüküyle başı öne eğik bir bayram yaşayacak.
Yine de umut etmekten başka çaremiz yok.
Dileğimiz; bu karanlık tablonun değişmesi, bayramların yeniden gerçek anlamına kavuşmasıdır. Bolluğun, adaletin ve huzurun hâkim olduğu günlerde, bayramların gerçekten bayram gibi yaşanabildiği bir ülke ve dünya umuduyla…
Tüm zorluklara rağmen, Ramazan Bayramı’nın ülkemize ve tüm insanlığa barış, sağlık ve huzur getirmesini diliyor; nice aydınlık bayramlarda buluşmayı temenni ediyoruz.