Sevgili okurlarım;
Bu haftaki “Burçin Gülbenk’le Hayata Dair” köşemde üniversite sınavı sonuçlarının açıklanmasının ardından gençlerimizin ve ailelerinin önündeki belki de sınavdan daha önemli bir süreci, üniversite tercihlerini ele almak istedim.
Ama bu kez alışılmış yerden başlamayacağım.
“Puanınız kaç?”, “Sıralamanız ne?”, “Hangi şehir gelir?” sorularını biraz kenara bırakalım.
Ben gençlerimize önce şu soruyu sormak istiyorum:
Dört yıl sonra bu üniversitenin kapısından diplomanızla çıktığınızda ne iş yapacaksınız ve hayatınızı nasıl kazanacaksınız?
Bana göre tercih döneminin en önemli sorusu budur.
Çünkü sevgili gençler, üniversite kazanmak hayatın sonu değil, başlangıcıdır. Bir bölümün isminin güzel olması, popüler görünmesi ya da çevrenizde çok konuşulması tek başına hiçbir anlam ifade etmiyor. Dört yılınızı, ailenizin maddi imkânlarını ve en önemlisi gençliğinizin çok değerli bir dönemini vereceğiniz bölümün size mezuniyet sonrasında ne sunacağını mutlaka araştırın.
Bugün açıklanan resmi veriler önümüze çok önemli bir tablo koyuyor.
Türkiye’de aylık ortalama kazancı en yüksek lisans bölümleri arasında pilotaj, matematik mühendisliği, uzay mühendisliği, uçak mühendisliği ile kontrol ve otomasyon mühendisliği öne çıkıyor.
İstihdam tarafına baktığımızda ise tıp çok güçlü bir yerde duruyor. Onu özel eğitim öğretmenliği, havacılık elektrik ve elektroniği, matematik mühendisliği ve hemşirelik takip ediyor.
Yani gençlerimizin tercih yaparken artık sadece “Hangi bölümü kazanırım?” diye değil, “Hangi meslekte iş bulabilirim, hangi alanda kendimi geliştirebilirim ve hangi meslek bana ekonomik olarak güçlü bir gelecek sağlayabilir?” diye düşünmesi gerekiyor.
Ancak burada çok önemli bir uyarım var:
Sakın yalnızca paraya bakarak meslek seçmeyin.
Pilotaj çok kazandırıyor diye uçmaya ilgisi olmayan bir gencin pilotaj yazması ne kadar yanlışsa, matematikle arası olmayan bir öğrencinin sadece kazancı yüksek diye matematik mühendisliğine yönelmesi de o kadar yanlıştır.
Doğru tercih üç şeyin kesiştiği yerdedir:
Yeteneğiniz, sevdiğiniz iş ve o mesleğin geleceği.
Bu üçünden biri eksik olduğunda yıllar sonra insanın önüne mutsuzluk çıkabiliyor.
Üstelik bugün elimizde çok düşündürücü başka bir gerçek var. Üniversite mezunu olup ücretli çalışanların önemli bir bölümü, eğitim aldığı alanla uyumlu bir meslekte çalışmıyor.
Düşünün...
Dört yıl okuyorsunuz.
Sınavlara giriyorsunuz.
Aileniz yıllarca masraf yapıyor.
Diplomanızı alıyorsunuz.
Sonra bambaşka bir iş yapmak zorunda kalıyorsunuz.
İşte üniversite tercihini bu nedenle sadece “Bir yere yerleşeyim de gerisine sonra bakarım.” mantığıyla yapmamak gerekiyor.
Önce mesleğin geleceğini araştırın.
Sonra gerçekten isteyip istemediğinize bakın.
Bir sabah uyandığınızda o mesleğe gitmekten mutlu olacak mısınız?
Çünkü meslek seçmek yalnızca üniversitede okuyacağınız dört yılı seçmek değildir. Belki önünüzdeki kırk yılı seçiyorsunuz.
Ardından üniversitenin eğitim kalitesini araştırın. Akademik kadrosuna bakın. Laboratuvarı, stüdyosu, uygulama alanları, Erasmus olanakları, sektör bağlantıları ve staj imkânları gerçekten var mı?
Bir üniversitenin tabelası değil, size kattıkları değerlidir.
Çalışmak zorunda olan gençlerimiz için ayrıca altını çizmek istediğim konu devam zorunluluğu.
Tercih yapmadan önce mutlaka öğrenin. Teorik derslerin devam şartı nedir? Uygulamalı derslere katılım zorunlu mu? Eğitim örgün mü, hibrit imkânları bulunuyor mu?
Çünkü çalışmak zorunda olup devam mecburiyeti çok yüksek bir programa yerleştiğinizde daha ilk dönem ciddi bir gerçekle karşılaşabilirsiniz.
Tercihlerde puandan ziyade başarı sırasını dikkate almak da son derece önemli. Geçmiş yılların taban başarı sıralamalarını karşılaştırın. Tek bir yılın rakamına bakıp karar vermeyin.
Bir başka önemli mesele ise şehir ve ekonomi.
Üniversiteyi kazandığınız gün masraflar bitmiyor, tam tersine başlıyor.
Kira ne kadar?
Yurt bulunabiliyor mu?
Ulaşım nasıl?
Yemek, kitap, servis ve günlük yaşam giderleri aile bütçesine ne getirecek?
Bunların hepsi tercih yapılmadan önce konuşulmalı.
Vakıf üniversitelerinde ise burs şartlarını küçücük yazılarına kadar okuyun. “%50 burslu” ya da “tam burslu” ifadesini görüp geçmeyin.
Hazırlık uzadığında, sınıf tekrarında veya normal öğrenim süresi aşıldığında bursun ne olacağını mutlaka öğrenin.
Ve tercih listesinin altın kuralı:
Gitmeyeceğiniz yeri yazmayın.
“Nasıl olsa gelmez.” diye düşündüğünüz bölüm gelebilir.
O nedenle listenizdeki her tercihin karşısında kendinize tek bir soru sorun:
“Burası yarın açıklansa gerçekten gider miyim?”
Cevabınız hayırsa o tercihi listenizden çıkarın.
Sevgili anne ve babalar;
Çocuklarımızın yanında olalım ama onların yerine hayat seçmeyelim.
Biz yol gösterebiliriz, araştırabiliriz, tecrübelerimizi anlatabiliriz. Fakat kendi gerçekleştiremediğimiz hayallerimizi çocuklarımızın omuzlarına yüklemeyelim.
Ve sevgili gençler...
Tercih ekranını açtığınızda yalnızca önünüzdeki dört yılı düşünmeyin.
Mezun olduğunuz günü düşünün.
İlk iş görüşmenizi düşünün.
Kendi paranızı kazandığınız günü düşünün.
Sabah işe giderken mutlu olup olmayacağınızı düşünün.
Çünkü bugün tercih ekranına yazacağınız birkaç kelimenin içerisinde mesleğiniz, ekonomik özgürlüğünüz, yaşayacağınız şehir, kuracağınız hayat ve belki de gelecekteki kırk yılınız saklı.
Bir üniversite kazanmak için tercih yapmayın.
Bir hayat kazanmak için tercih yapın.
Bir sonraki hafta başka bir konuyla buluşmak üzere, sağlıkla kalın, mutlu hafta sonları.