Türk toplumunda şiddet aldı yürüdü. Kadına şiddet, çocuğa şiddet konuya komşuya şiddet, şiddete şiddet uç verdi. Bu şiddeti yapanları TV ve basında görünce hemen aklıma Agatha Christie’nin yazdığı “Doğu Ekspresinde Cinayet” romanı geliyor. Bu romanda dedektif Hercule Poirot’nun hikâyesi karşımıza çıkıyor.  Çok acele yolculuğa çıkması gereken Poriot, zor zekât Şark Ekspresine bilet bulur,
Yolculuk başlar. Tiren şiddetli tipiye yakalanır. Yola devam edemez.

Bu arada tirende bir cinayet işlenir. Bu cinayetin çözülmesi gerekmektedir. Yolculardan bazıları, cinayetin izini yok etmek için yaşlı dedektifin dikkatini başkaca yönlere çekmeye çalışsalar da başaramazlar.  Cinayeti işleyen on iki kişidir. Öldürülen on iki bıçak darbesi almıştır. Katillerin birbirinin suçunu bilerek kurduğu ortaklık ise aslında toplumsal yaşamda büyük bir karşılık bulur. Gelelim şimdi asıl konuya…  Geçtiğimiz günlerde bir futbol maçında çıkan olaylar sonucunda hakem Halil Umut Meler, ciddi şekilde yaralandı. Bugüne kadar gerek sporda gerekse kadına şiddetin olguları karşımıza çıktı.

Hatırlarsak Peru’da 1964 yılında oynan Peru-Arjantin milli maçında çıkan olaylarda üç yüzden fazla kişi hayatını kaybetti.  1971’de Glaskow Rangers- Celtic maçında altmış altı taraftar yaşamını yitirdi. 1985’teki Heysel faciasında Juventus taraftarı otuz beş kişi öldü.  1989’da İngiltere’de Liverpool Nottingham Forest maçında ise çok sayıda ezilen oldu. Tamı tamına doksan altı ölü vardı!  Ne yazık ki sadece bir futbol maçında şiddetle karşılaşmıyoruz; ülkemizde şiddetin her türlüsüyle yaşıyoruz.

Kadına şiddet, çocuğa şiddet, hayvana şiddet, trafikte şiddet, işyerinde şiddet, okulda şiddet... Şiddet oğlu şiddet… Şiddet olgusunun gerisinde mutlaka intikam duygusu var. Çünkü intikamın savı misillemedir. Bu misillemeyi yapan intikamcının kendine özgü bir “suç” düşüncesi yoktur.  İntikamcı önce işlenmiş bir suçun ödeşmesi için yola çıkar. Bu yola çıkanların malzemesi yumruk, bıçak, silah, taş ve sopadır. Toplumda son dönemde şiddetin yeni bir kavramı ortaya çıktı.

Ajitasyon (kışkırtma).  Asıl korkuncu saldırıyı yapanın kendisinde şiddet eylemini meşru görmesidir! Ne yazık ki kışkırtma çeşitli yelpazede karşımıza çıkabiliyor;”Dini inancımıza saldırıdan”, “Ülkemizi bölmek istiyorlar” suçlamasına kadar uzanıyor. Kaba kuvvetten silahlı öldürüşlere kadar uzanan girişimlerin arkasındaki ağır bunalım psikolojik çöküşleri ortaya koyuyor.  Sanat geri plana itildiğinde şiddet ön plana çıkıyor.
Çünkü sanat ve müzik topluma şiddete karşı mesafeli olmayı erdemli olmayı öğretir. Öncelikle bunun farkına varmalıyız. Sanat şiddetin panzehiridir.

Sözünü ettiğim Agatha Christie’nin, “Doğu Ekspresinde Cinayet” romanında suçluluğu tescillenmiş bir adam öldürülür. İntikam için yanıp tutuşan on iki kişi çıkar karşımıza. Eyleme geçme noktasında hemen hepsi günahkâr bulduğu adama bir bıçak darbesi vurur. Agatha Christie, romanın sonunda vicdan tartımı üstünden bambaşka bir yol deniyor. Ancak bizim gibi her şeye rağmen hukuktan başka yol bilmeyenlerin vardığı tek bir kapı var. Adalet! Oda yok oldu gitti…