Bu yazının konusu iki ressam Henri Rousseau ve Süleyman Karakul, Fransa ve Türkiye’den…
İki ressamı özellikle birer tablosuna yakından bakarak inceleyeceğiz. Bir yazıda birleştirme nedenim, bu iki tabloda kullandıkları çizgiler.
Tablolarında birinin uyuyan çingenesi diğerinin oturan çiftçisi var. Onlar çingeneyi ve çiftçiyi canlandırırken çizgilerden yararlanmışlar, biz bir başkentten diğerine, Paris’ten Ankara’ya bir çizgiyle bağlanacağız! Çizgilerin ve elbette renklerin büyülü dünyasında yolculuk olacak bu!
Buyurun!
Henri Roussea
Ressam. Hukuk bürosunda çalışmış, askerlik ardından icra memurluğu ve gümrükçü olmak yaptıkları… Keman çalıyormuş, birkaç da oyun yazmış. Hayali hep balta girmemiş ormanlara gitmekmiş. Gidememiş…
Hiç eğitim almadığı ve başka diğer bir hayali olan resmin peşini hiç bırakmamış. Paris’te kendini beğenenlere inat kurulan ‘Reddedilenler Salonu’nda küçük bir bedelle 4 tablosunu sergilemiş.
Şansının açılması başka bir tablosuyla olmuş aslında. Çok ilginç ama sergide değil eski eşya satıcısının yığınları arasındaki tablosuyla. Kısaca analım mı?
Eski eşya satıcısındayız. Günlerden bir gün dükkâna sıra dışı bir müşteri gelir, Pablo Picasso! Picasso yığınlar arasında bir tablo görür, satıcı hemen,
‘Alın, üzerine kendi resminizi yaparsınız’ diyerek tabloyu, tuval niyetine satmak ister. Picasso alır ama resim o kadar ilgisini çekmiştir ki ressamını bulur. Picasso, resim eğitimi almayan birinin eserlerinin nasıl saf kaldığının güzel bir örneğini yakalamıştır. Rousseau o zamanlarda mütevazı bir atölyede çalışmaktadır. O günden sonra bu atölyenin ziyaretçileri Picasso ve onun arkadaşları olacaktır…
Rousseau, hep hayalini kurup, bir türlü gidemediği ormanları çizmek ister. Bunun için Afrika’ya veya Amazon Ormanları’na hiçbir zaman gidemeyecektir. Çözümü Paris’te bulur! Ormanları Paris’in ünlü bahçeleridir artık!
Çiçekler, ağaçlar tamamdır ama tablolarında vahşi hayvanlar da olmalıydı! Bahçenin sergi vitrinleri imdadına yetişti, Rousseau artık tuvallerinde istediği yerdeydi…
Rousseau’nun en ünlü tablosu, Uyuyan Çingene yukarıda…
O vahşi hayvanlardan birini, bir aslanı aldı, çöle taşıdı bu kez. Bugün MoMa’da sergilenen, en ünlü resmi doğacaktır...
Resim, orman resimleriyle karşılaştırıldığında oldukça çıplaktı. Aslan, yatmış uyuyan bir çingene kadını kokluyordu. Kadın, havada uçuyormuşçasına kumlar üzerine yatıyordu. Tepeler ıssız ve detaysız, çöl kumuyla doğru orantılıydı. Tüm ayrıntılar çizgilerdeydi. Aslanın yelesinde ve kadında…
Kadının üzerindeki elbise, saçı, görünen tek elinde bastonu hatta çalgısının telleri yatayken, altına serdiği şiltenin çizgileri dikeydi.
Aslanın gözü, balta girmemiş ormanları resmettiği tablolarındaki vahşi hayvanlar gibi vitrinden geldiğini de hissettirmek için belki de, bir boncuk olacaktı!
Süleyman Karakul
Ressam…
Sivas Şarkışla Hüyük Köyü’nden… Resme ilgisi ve yeteneği hep varmış, Gazi’de eğitimini alınca resmin öğretmeni olmuş. Emekliliğine kadar öğretmenlik yapmış. Grafik, kitap veya dergi kapağı ile reklam grafikleriyle de uğraşmış. Hayatında resim, resimlerinde köyü hep olmuş…
Yanında iki detayla bir tablosu yukarıda…
Çiftçi bir kadın. Yorgun belli, dinleniyor. Tarlanın ortasında, orak kucağında…
Elbisesi, kazağı hatta çorabında çizgiler, tarladakilerle uyumlu bir oyunda! Kadın,
‘Bizim Süleyman gelmiş yine!’ diye hafiften tebessümle poz veriyor!
Su bidonu da yanında. Gaz bidonu o aslında. Plastik, Amerikan malı.
Karakul özlemle açıklıyor;
‘Ne güzel toprak testilerimiz vardı!’
‘Ağırdı, taşımak zordu diye, bu, ısındıkça içindeki suyu da kokutan plastik bidonlara dönüldü.’ diye hayıflanmadan edemiyor. Bidonu da resimlerine bir anlamda protesto için koyuyor.
Rousseau ve Karaku
Rousseau’nun resminde tepeler var, uzakta. Çıplak, ıssız bir peyzajla. Karakul’un tablolarında da bazen tepeler var. Yoksa? Tarlanın içinde tep e olacak değil ya, Karakul’un tepeleri tarlanın içindeki ekin yığınları oluveriyor!
Uzakta veya fonda kısıtlı ayrıntılı, renkleri, yönleri aynı olsa da çizgiler şaşırtıcı. Paralel çizgiler hayat buluyor adeta... Çizgilerin tamamı müthiş uyum içinde, barış hâkim. Sizi yutan yatay çizgiler, renkli, düz gibi ama değil! Hafif kıvrımlı. Sanırım çizgilerin büyülü dünyasının keşif zamanı!
‘Renk düzleminde yer alan çizgilerin yüzde yüz uyumlu dansı’ diye adlandırdım ben de!
Biri hayali kurduğu yerleri resmetmiş, diğeri yaşadığını resmediyor…
Paris-Ankara arası, baktım 3181 km. Uzak mı? Sanatla yakınlaştırmadık mı?
Kaynaklar
* Süleyman Karakul ile söyleşi, Eylül 2023.
* Süleyman Karakul, Valör Sanat Galerisi ‘Bozkır Direngenleri’ Sergi Kataloğu, 2022.
* Jungles in Paris, nga.gov/features/slideshows/henri-rousseau.html, Erişim Tarihi: 27 Ocak 2024.
* Henri Rousseau and his Paintings, Jungles in Paris ve The Sleeping Gipsy tabloları, henrirousseau.net/, Erişim Tarihi: 27 Ocak 2024.
* Elizabeth Lunday, Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları, 2018.