Can meselesi derken elbette ki son seçimlere girip Hatay halkı tarafından Milletvekili olarak seçilen Şerafettin Can Atalay’dan bahsediyorum, daha da doğrusu hak ve özgürlükleri muktedirler tarafından Anayasa Mahkemesinin açık kararlarına rağmen gasp edilen Can’dan bahsediyorum…
Aslında Can meselesi demek bu saatten sonra bir Anayasa ve hukuk meselesi demektir…
Artık burada sadece milletvekili olan bir kişinin hak ve özgürlüklerinin gasp edilmesinden bahsetmiyoruz asıl gasp edilen Türk Milletinin Anayasal teminatlarıdır!
Emin olun bugün keyifleri istedi diye bir milletvekilinin anayasal hak ve özgürlüklerini gasp etmekten çekinmeyen muktedirler yarın gerek duyduklarında ve fırsat duyduklarında her birimizin, tam olarak 85 milyon vatandaşımızın anayasal özgürlüklerini gasp etmeye de çekinmeyeceklerdir.
Anayasa yoksa yasalar yok ve yasalar yoksa hiç birimizin yasal güvencesi de yok demektir!
Yasaların tuğla gibi kalın kalın kara kaplı koca kitaplarda yazması önemli de değildir! Eğer yazılan yazıldığı yerde duruyor amma ve lakin insanların hak ve özgürlüklerini korumuyorsa yasa yazmak da beyhude bir gayretten, içi boş bir avuntudan öteye gitmez.
Ayrıca yasaların ve yargıçların varlığı da eğer yasalar ve yargıçlar insanların hak ve özgürlüklerini korumuyor ve en nihayetinde adil bir toplum yapısı inşa etmiyorsa tamamen anlamsızdır.
Şunu hiç unutmamak gerekir en zorba hükümdarların da en korkunç diktatörlerin de yasaları ve yargıçları vardır!
Yamyam kabilelerinde bile kurallar bu kuraları uygulayan şefler ve büyücüler vardır. Kabilenin kurallarını çiğneyenler kabilenin büyücüsü tarafından kazana atılıp haşlanarak ya da kazığa geçirilip kızartılarak yenir değil mi?
Tamam, yasalar ve yargıçlar en iptidaisinden en gelişmişine kadar her düzende vardır ve lakin demokratik olmayan düzenlerde bu yargıçlar hep “zat-ı alilerinin hık dedi başıcısı” rolünü üstlenip, muktedir ne derse onun dediğini yerine getirir. Bu tip düzenlerde yasa ve yargıçların asli amaçları adaleti tesis etmek değil efendilerinin iktidarını sağlama almaktır.
İnsanlık var olduğundan beri toplumda adalet ve düzeni sağlayabilecek kurallar koymaya çalışmıştır fakat aynı zamanda insanlığın en başından bu yana da konulan kuralları tanımayan, kendi lehine oldubittiler ya da fiili durumlar yaratmaya çalışan muhterisler hep olmuştur.
Fakat tarih boyunca sadece ve sadece toplum yararına adaletli yasalar yapıp bu yasaları uygulayarak kişi hak ve özgürlüklerini teminat altına almayı başaran toplumlar kalıcı başarı ve refah sağlayabilmiş, diğerleri istisnasız yok olup gitmiş, tarihin çöplüğünde yerlerini almışlardır.
Yasa yapmak zor iştir ama yasaları eşit ve adil olarak uygulamak daha da zor bir iştir, özellikle de iktidar gücünün tekelleştiği zamanlarda doğru düzgün adaletli yasalar yapmak ve yapılmış olan doğru düzgün, adil yasaları uygulamak imkânsız hale gelmiştir.
Ülkemizde de yaşanan tam olarak budur!
Son anayasa değişikliği ile tesis edilen tek adam rejimi güçler ayrılığı ile denge ve denetleme mekanizmalarını berhava etmiş bulunmaktadır.
Bu durum gücün tekilleşmesinin doğal bir sonucudur ve bu yüzden de çağdaş anayasalar seçilmiş tiranlar oluşmasını engelleyecek denge ve denetleme mekanizmaları ile güçler ayrılığını tesis edecek şekilde tasarlanmışlardır.
Şu anda güçler ayrılığı mekanizmaları olmadığı için toplumun hak ve özgürlüklerini teminat altına alan tek unsur anayasanın varlığı ve hükümleridir.
Fakat ne yazık ki gittikçe otoriterleşen muktedirler anayasayı ve anayasa hükümlerini tanımamaya uğraşmaktadırlar.
Daha da vahimi bazıları haddini aşıp işi Anayasa Mahkemesi ve hatta Anayasa Mahkemesinin yargıçlarını suçlama ve hatta tehdit etme boyutuna dahi vardırmış bulunmaktadırlar.
İşte tam da bu noktada mesele Can Atalay meselesi olmaktan çıkıp 85 milyonun Anayasal hak ve özgürlüklerin tehdidine dönüşmektedir.
Demedi demeyin buna bu gün boyun eğilirse emin olun yarın sizin de canınız yanacaktır…