Papa 14. Leo’nun İznik’te ve İstanbul’da ayin yönetmesi, aslında normal bir ülkede çok tartışılacak bir konu olmazdı. İnancı olan herkes, ibadetini özgürce yapabilsin. Bu en doğal hak. Türkiye de bu ayinler için kapıları açtı, hazırlıklarını yaptı, törenler sorunsuz geçti.

Ama mesele sadece ayin değil; bu ayine izin verilirken toplumun yıllardır yaşadığı başka duyguların da bu olaya yansıması.

Çünkü Türkiye’de uzun zamandır sert bir siyaset dili kullanılıyor. Zaman zaman insanlar kendilerini bir kutbun parçası gibi hissetmeye zorlanıyor. Kimisi, attığı bir adım yüzünden yaftalanmaktan korkuyor. Kimisi inancıyla ilgili taleplerinin tam karşılık bulmadığını düşünüyor. Hal böyle olunca Papa’nın ayini, sadece bir dini tören olarak değil, biraz da “ülkenin kendi içinde yaşadı gerilimlerle birlikte” okunan bir olay oldu.

Bazı vatandaşlar diyor ki:
“Papa gelip ayin yapsın, başımızın üstünde yeri var. Ama keşke aynı özen ülkenin kendi insanına da gösterilse.”

Bu cümle aslında meseleyi özetliyor.
Çünkü mesele Papa değil; mesele, toplumun her kesiminin kendini eşit ve güvende hissedip hissetmediği.

Bir başka kesim ise bu olaya tamamen olumlu bakıyor. “Ne güzel, Türkiye farklı dinlere alan açıyor, bu ülkenin zenginliği işte” diyor. Gerçekten de bir ülkenin dışarıya böyle bir hoşgörü gösterebilmesi değerli bir şey.

Ama herkesin aklında bir soru yine de duruyor:
“Bu hoşgörü dışarıya gösterildiği kadar içeride de hissediliyor mu?”

Alevilerin ibadethane talepleri, kimlik ve inanç temelli anlaşmazlıklar, yıllardır süren kutuplaşma… Tüm bunlar toplumda bir tedirginlik yaratıyor. Kimseyi hedef almadan, kimseye suç isnat etmeden söylemek gerekirse, vatandaşın bir bölümü bu konularda hâlâ eşitlik görmek istiyor.

Bir de işin siyaset dili var. Geçmişte din üzerinden yapılan sert açıklamalar, bugün Papa’ya gösterilen sıcak karşılamayla yan yana gelince, doğal olarak insanlar “Bu değişim neden oldu?” diye soruyor. Bu sorunun kendisi bile aslında ülkede uzun süredir bir güvensizlik biriktiğini gösteriyor.

Tarikatlar, cemaatler, siyasi yapılar bu süreçte pek konuşmadı. Bu da toplumda merak uyandırdı. Ama bu sessizlik de sonuçta siyasetin doğasına göre şekillenen bir durum; herkes kendi konumuna göre hareket ediyor.

Sonuçta Papa’nın ziyareti önemliydi, Türkiye için de bir prestij adımıydı. Ama bu olayın bize hatırlattığı daha derin bir mesele var:
Bu ülkede gerçek huzur, her vatandaşın “ben de bu ülkenin eşit bir parçasıyım” diyebildiği gün gelecek.

Ayinler de olur, törenler de olur, farklı kültürler bir araya da gelir. Hepsi güzel.
Ama asıl mesele, ülkenin kendi insanının her konuda kendini güvende hissetmesi.

Toplumun bugün konuştuğu şey işte tam olarak bu.