Gıda krizi artık yalnızca bizim değil, dünyanın da en önemli sorunlarından biri. İklim değişikliği, savaşlar, ulaşım yollarındaki aksamalar ve tarımsal üretimde yaşanan sorunlar, soframıza gelecek gıdanın geleceğini doğrudan etkiliyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı son veriler de bunun ciddi bir uyarı olduğunu gösteriyor.

FAO Gıda Fiyat Endeksi eylülde bir önceki aya göre yüzde 1,5 artarak 136 puana yükselmiş. Böylece küresel gıda fiyatları Kasım 2022’den bu yana en yüksek seviyesine ulaşmış bulunuyor.

Fiyatların yükselmesinde nakliye hatlarındaki tıkanıklıklar, olumsuz hava koşulları ve tarım ürünlerinin pahalılaşması etkili oluyor.

FAO Başekonomisti Maximo Torero’nun değerlendirmesi ise önümüzdeki dönemin neden daha da önemli olduğunu ortaya koyuyor. Hürmüz Boğazı ve Karadeniz’deki ulaşım sorunlarının iklim şoklarıyla birleşmesi; enerji, taşımacılık ve temel gıda ürünleri üzerinde baskı oluşturuyor.

Bu baskının özellikle gıda ve enerji ithalatına bağımlı ülkelerde tüketici fiyatlarına kısa sürede yansıması bekleniyor.

Buraya kadar anlattıklarımız dünya gıda piyasasının fotoğrafı.

Peki, bunun Türkiye açısından anlamı ne?

Asıl mesele burada başlıyor.

FAO’nun tahıl fiyat endeksi ağustosa göre yüzde 5,1 yükseliyor. Buğday fiyatları yüzde 6,3, mısır fiyatları ise yüzde 5,6 oranında artıyor.

Şeker fiyatlarında da yüzde 6,1’lik artış yaşanıyor.

Et fiyat endeksi yüzde 1,1 gerilerken süt ürünleri fiyatlarında ise sınırlı bir düşüş görülüyor. Ancak bunlar genel tablonun yönünü değiştirmeye yetmiyor. Özellikle bizim ülke olarak tükettiğimiz et ve et ürünlerinde fiyatları sabit tutmak mümkün olmuyor.

Çünkü sorun yalnızca bugünün fiyatları değil.

Sorun, önümüzdeki dönemde üretimin ve arzın ne olacağı.

FAO, 2026 yılı küresel tahıl üretim tahminini bir önceki yıla göre yüzde 2,1 azaltarak 2 milyar 979 milyon tona çekiyor. Küresel tahıl ticaretinin de yüzde 3,5 azalarak 505,8 milyon tona gerilemesi bekleniyor.

Yani dünya daha pahalı bir gıda dönemine doğru ilerliyor.

Üstelik üretim azalırken, savaşlar ve iklim koşulları nedeniyle gıdanın ülkeler arasında taşınması da zorlaşıyor.

İşte tam bu noktada Türkiye’nin durup düşünmesi gerekiyor.

Bir zamanlar kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesiyken bugün net tarım ithalatçısı konumuna gelmişsek, küresel gıda fiyatlarındaki her artışın bizi daha fazla etkilemesi kaçınılmaz hale geliyor.

Çiftçinin yıllardır dile getirdiği sorunları, tarımsal üretimde yaşanan sıkıntıları, üretim maliyetlerinin yükselmesini ve tarım arazilerinin kaybını daha ne kadar görmezden gelebiliriz?

Özetle;

Bir ülkenin gıda güvenliği, yalnızca market raflarının bugün dolu olmasıyla ölçülmez. Asıl mesele, o rafları yarın da doldurabilecek üretim gücüne sahip olup olmadığımızdır. Bugün paramız olduğu için satın alabildiğimiz bazı ürünleri yarın paramız olsa bile bulamayacağımız bir döneme girersek ne yapacağız?

Çünkü arz daralıyor.

Maliyetler yükseliyor.

Dünyada gıda fiyatları artıyor.

Ve biz hâlâ tarım arazilerimizi korumakta, çiftçiyi üretimde tutmakta ve kendi gıda güvenliğimizi sağlamakta zorlanıyoruz.

Üstelik tarım arazilerinin bir bölümünü kısa vadeli çıkarlar uğruna kaybetmenin bedelini yalnızca bugünün insanı ödemeyecek.

O bedeli yarının çocukları da ödeyecek.

FAO’nun yalnızca küresel tahıl üretiminde yüzde 2,1’lik bir düşüş öngörmesi bile başlı başına dikkate alınması gereken bir uyarı.

Biz ise kendi elimizle üretim yapabileceğimiz toprakları kaybediyorsak, gelecekte karşılaşacağımız sorunların boyutunu düşünmek bile istemiyorum.

Mesele artık yalnızca gıda fiyatlarının ne kadar arttığı değil.

Mesele, gıdaya ulaşabilmenin giderek daha pahalı ve daha zor hale gelmesi.

Ve bu faturanın kimin önüne konulacağı da belli.

Emekliler...

Dul ve yetimler...

Asgari ücretliler...

Sabit gelirle yaşamaya çalışanlar...

Günü gününe geçinmek zorunda olan milyonlarca insan...

Onların bütçesi zaten sınırda.

Gıda fiyatlarındaki yeni bir dalga, bu insanların hayatında yalnızca birkaç liralık bir fiyat artışı anlamına gelmeyecek. Sofradan bir ürünün eksilmesi, daha az et, daha az süt, daha az meyve-sebze tüketilmesi, çocukların beslenmesinden fedakârlık edilmesi anlamına gelecek.

İşte bu nedenle FAO’nun açıkladığı rakamlara yalnızca dünya piyasalarına ilişkin ekonomik veriler olarak bakmamak gerekiyor.

Bu rakamlar aynı zamanda bizim için bir uyarı.

Sert bir kış bizi bekliyor.

Asıl soru şu:

Bu kışın ne kadar sert geçeceğini belirlemek bizim elimizdeyken, gerekli önlemleri almak için daha neyi bekliyoruz?