Kore Savaşı 3

Kunuri, İlk Savaş

Günce’nin ilk iki bölümünde Türk-Kore dostluğunun tarihsel temellerinin ardından Türk Tugayı’nı Kore’ye ulaştırmıştık. Önce ilk iki yazının bağlantısını verelim, ardından o çok zorlu savaş günlerine gelelim…

https://sonsoz.com.tr/makale/19012638/necati-yalcin/kore-savasi-1

https://sonsoz.com.tr/makale/19028322/necati-yalcin/kore-savasi-

Türk Birliği Kunuri’den Tokchon’a doğru yola çıkar. Karşıdan da Çin Ordusu gelmektedir. Kunuri Muharebeleri, Kunuri’den çıkan Türk Birliğinin Tokchon yarı yolundan geri dönerek ve sırayla Wawon, Simninni ve Kaechon savaşları vererek 3 gün önce çıktığı Kunuri’ye dönmek ve ardından da daha aşağılardaki Pyongyang’a ulaşana dek bir gündüz bir de gece Sunchon Boğazı’nı geçmek için verdiği ölüm kalım mücadelesidir. 

Kore Savaşı 3

         Kunuri… Hava soğuk, etraf gerillalarla dolu. Türk askeri akarsu geçiyor.

Kunuri, ilk savaş

Kunuri Muharebeleri, 27-29 Kasım 1950

70 yıl kadar önce. 

Süngü savaşı tarihe karıştı derken, dirildiği… 

Sel gibi akan sayıca çok üstün birliğin önünde kalıp, önce şaşkınlık verecek şekilde onu durduran, ardından gelenlerce yok edilmek için çembere alındığı ve hayranlık uyandıracak biçimde çemberin yarıldığı…

Bir başka milletin ordusunun toptan yok edilmekten kurtarıldığı… 

İletişim kazaları kayıplı…

Birliğin toptan madalyayla ödüllendirilemediği için Bir Numara dendiği…

Kunuri Savaşı.

Konuyu biraz daha açalım…

Şimdilik 300 bin kadar Çin askeri gece yürüyüşleri yaparak gizlice Kuzey Kore’ye girmiş, cephenin yanı başına kadar sokulmuştu. Amerikan birliklerine göre daha zayıf olan Güney Kore kolordusu çökertilecek ve BM hattı ikiye ayrılacaktı. Şeytani plan uygulandı…

Plan sert ve yıkıcıydı, daha ilk günün akşamı olmadan cephe yarılmış, bir süre daha ardı kesilmeyecek Çin kuvvetleri sel gibi akmaya başlamıştı. BM ordusu için hiç beklenmedik zor anlardı…

Durumu tam anlayabilmek için bir de örneklendirme yapalım!

İçi dolu fıçı ters dönmüş, tıpası çıkmış, içindeki sıvı delice boşalıyor. Bu sırada akışı durdurmak için tıpayı tekrar yerine yerleştirmenin zorluğunu tahmin edin!

İşte! Örnekteki boşalan sıvı, gerçek hayatta ardı arkası kesilmeyen Çin’den giriş yapan Çin birlikleri, Türk birliğiyse, akışı durdurmak için tıpa yerinde. 

Sayıca oldukça az ve bu durumdan habersiz Türk birlikleri sürekli baskınlar yiyerek ve her seferinde toptan yok edilmekten kurtularak geri çekileceklerdi. 

Kore Savaşı 3

      Wawon Boğazı… Dar ve virajlı yollardan geri dönülmek zorunda kalınacak.

Kore Savaşı 3

         Kore Hatıralarım, 

         Tahsin Yazıcı

Piyadeler geriye yürürken, vasıtalar dönüş yolu bulmak için ileri doğru gidiyorlardı. Yol boyunca tespit edilebilen iki dar dönüş yeri kazma kürekle ıslah edildikten sonra istifade edilebilir hale geldi. Bu yerlerde usta şoförler bile, kamyonlarını beş altı ileri geri hareketten sonra döndürebiliyorlardı. Bir vasıta dönerken diğeri sırasını bekliyordu. Dönen vasıtalar dönme sırasını bekleyenlerle sık sık çatışarak yolu hem ileriye hem de geriye doğru tıkıyorlardı. Bu sıkıcı hali gidermenin maalesef imkân yoktu. Vakit ilerliyordu. Akşam olmuş, karanlık çökmüştü…

Boğazda zorunlu ve zorlu dönüş

Türk birliği Wawon’u geçmiş Tokchon’a doğru yoldaydı. Bir yanı uçurum diğer yanı kayalıklar, dar ve bol kıvrımlı bir boğazda 10 kilometreden daha hızlı gidilemiyor, güçlükle ilerlenebiliyordu. Bu sırada bir emir gecikmeli olarak birliği ulaştı. 

Emirde, ilerlenin durdurulması ve yolun tutulması isteniyordu. 

Birlik, en dar yani en tehlikeli yerde gecikmeli gelen emri almıştı. Bu durumda boğazda kalınması son derece tehlikeliydi. Anlaşılan, ileri gitmek durumu düzeltmeyecek, birliği daha zor durumlara sürükleyecekti. Burada da kalınamazdı. Bu koşullarda saldırı değil savunma yapmak bile son derece güçtü. Saatler ilerledikçe tehlikenin büyüyeceği besbelliydi.

Öncelikle savunma düzeni alabilmek için süratle bu riskli boğazdan çıkılmalıydı. Yayalar olduğu yerde döndüler ama araçlar uygun dönüş yeri bulana dek ileri gitmek zorundaydılar. Zaten zorlu olan ilerleme çok daha zorlu ve karmaşık bir geri dönüş halini aldı. İki saat sonra yayalar boğazdan çıkmışken araçların ancak yarısı bunu başarabilmişti. 

Gece 01.00…

– 20 derece soğuk, iki günlük uykusuzluk ve yorgunluk... Güzel olan tüm birliğin boğazdan kazasız belasız çıkmış olmasıydı.

Vadideki zor gece

Vadi şimdi öbek öbek yakılan ateşlerle savaş yerindeki bir birlikten çok barış ortamındaki bir birliğin dinlenme saatlerini andırıyordu. Bazı askerler birlikten ayrı düşmüştü. Bu saate kadar düşmana rastlanılmaması yanıltıcı bir güven vermişti sanki.

Bu soğukta ne kadar yapılabilirse askerin biraz olsun dinlenmesi düşünüldü…

Wawon Savaşı (28 Kasım 1950)

28 Kasım 1950, 03.00… 

Dağdan gelen silah sesleri herkesin silah başı yapmasına neden oldu. Dinlenme bitmişti artık. Sesler gitgide artıyor ve yaklaşıyordu. Tugayın geri yürüyüşünde onu koruyan keşif takımı düşmanla çatışıyordu. Baskını, kendilerine göçmen veya Güney Koreli asker süsü vererek gerilere doğru akın akın giden gerillalar ve Çin kuvvetlerinin öncülerinin yaptığı daha sonra anlaşılacaktı. Yardım için güçlü bir destek harekete geçirildi. Keşif takımından sadece iki subay ve birkaç erin kurtulabilmişti…

04.30…  

Ortalık henüz aydınlanmamıştı. 10. Bölük boğazı tutuyordu. Sabahın kör karanlığında ani ve tüyleri diken diken eden bir gürültü patlak verdi. Bu noktaya kadar önüne geleni süpüren ve hızla ilerleyen Çin kuvvetleri önlerindeki bu direnişi de kolayca söküp atmak için ateş ederek ilerlerken acayip hayvan ulumalarına benzer sesler çıkarıyorlardı. Bu korkunç seslere bir de çalınan boru ve düdük sesleri karışıyordu. 10. Bölüğün kesintisiz ateşi bu amansız kalabalıkta ölümcül bir tokat etkisi yarattı. İlk hücum dalgası yere serilmişti. Çinliler arkadan gelmeye devam devam ederken, 10. Bölüğün yardımına gelen 11. Bölük de sağda yerini aldı.

05.00… 

10. Bölük Komutanı Yüzbaşı Hüseyin Çatalpınar, tabur komutanlığına bir raporla durumu bildirdi. Yoğun ve güçlü bir ateş altındaydılar. Sağdaki vadide çok sayıda düşman yok edilmiş, kalanlar kaçmıştı ancak sol yandan çok sayıda düşman askeri, birliğin çember altına almak üzere hareket halindeydi…

28 yıl sonra gelen ilk süngü taarruzu

Tabur Komutanı Binbaşı Lütfü Bilgin 10. Bölüğün kuşatılmasını önlemek için 9. Bölüğü hemen sol tarafa sürdü. Düşman solda, tepeyi tutmuş, bölüğü durdurmak için ateş açıyordu. Öndeki birlik komutanı Teğmen Orhan Özcan, takımına süngü taktırdı ve sarp tepenin ağaçlarla örtülü yüksekliklerine doğru süngü hücumuna kaldırdı. Bu kez hâkim ses ‘Allah Allah’ sesleriydi. Anadolu’dan 70.000 kilometre uzaklıkta, 28 yıl sonra bu sesler bu kez Kore dağlarında yankılanıyordu.

28 Kasımın sabah saatleri… 

Hava buz gibi… Bu beklenmedik süngü taarruzu düşmanı şaşırtmış ve geriye atmış, 3. Tabur’u kuşatılmak kurtarmıştı. Şimdilik! Çünkü düşmanın ardında ilerlemesini sürdüren kocaman bir ordu vardı…

Türk tarafı, ardı arkası kesilmeyecek gelenlerden habersiz 2. Piyade Taburu kuşatmayı önlemek için yerini almıştı. Havan Bölüğü de eklenerek emir komuta Albay Celal Dora’ya verilmişti.

Çin ordusunun piyadeleri toprak altında veya keskin nişancıları ağaçlarda görünmez durumdaydılar. Bu durum Çin askerinin burada daha çok alışkın olduğu bu gibi önlemleri aldığını gösteriyordu. Tek çare yerlerinden sökülüp atılmalıydı.

Başka çare yoktu, 45 derece yukarı doğru da olsa hücuma kalkılacaktı. Mehmetçik yine süngü taktı. Allah Allah sesleri bir kez daha yankılandı. Kısa bir süre sonra, düşman tüm ağır silahlarını bırakıp kaçmaya başlamıştı. Kovalandılar. Ta ki sık ağaçlıklara ulaşana kadar. 

Bu sırada Amerikan uçakları da bomba yağdırmaya başlamıştı. Amerikan pilotları 550 rakımlı tepede süngülerin parladığını gördükten sonra bunların Türk, karşısındakilerin de düşman olduklarına karar verdiklerini ve bombalamaya başladıklarını söyleyeceklerdi. Süngü, karada dipçikle, havada uçakla düşmanın tepesine binilmesinde önemli rol oynuyordu.

Boğazda durdurulan Çin Ordusu

Türk birliğinin sınırdan akarcasına giren ve kendisinden kat be kat güçlü 2 Çin tümeniyle karşı karşıya kaldığı daha sonradan anlaşılacaktı. Önündeki birlikleri silindir gizi ezerek, dağıtarak gelen Çin birliklerinin ilerlemesi şimdi bu boğazda duraklamış, yığılma başlamıştı. Arkadan kuvvetler geliyor ama ön birlikler ilerleyemiyordu.  

Savaşın ilk şaşkınlığını üzerinden atan Türk askeri adeta toprağa yapışmış, düşman durdurulmuştu. Türk birliğinde 3 asker, Tuğgeneral Tahsin Yazıcı, Albay Celal Dora ve Yarbay Natık Poyrazoğlu Kurtuluş Savaşı’nı görmüş, savaş deneyimli askerlerdi. Bu geceden sonra tüm birlik süngü, bomba ve dipçik kullanılarak savaş deneyimine adım atmıştı…

Uykusuzluk, yorgunluk ve soğuk

İki günlük yürüyüşün ardından zorlu gece ve ardından gün doğumuyla kesilmeyen çatışmalar, düşmanın geriden sürekli destek aldığı ve yanlara doğru açılma haberleri… Uykusuzluk, yorgunluk ve soğuk… Üstüne görüşü ve iletişimi zorlaştıran bazen durduran çamlık, sık ve derin arazi yapısı…

Şaşkınlıkla duran ama sürekli sayısı artan düşman gece baskını yapabilirdi. Tugay Komutanı Yazıcı, birliğini geriye çekme kararı aldı. 

150 kadar kaybın verdiği üzüntü bir yanda yorgunluk ve elde edilen başarı günün bilançosuydu.

Saat 15’di ve geceye kadar Simnini’de tutunma yapılabilecek mevziler arandı…

Hayatında muharebe görmemiş genç nesil, artık kanlı bir savaşın tam ortasındaydı ve sıradaki sınavlarına hazırlık yapıyordu. Sırada Simninni, (29 Kasım), Kaechon (29 Kasım) ve Suncheon Boğazı (30 Kasım-1 Aralık) Muharebeleri vardı. Onlara da kısa da olsa değinmeden geçmek olmaz.

Simninni Savaşı (29 Kasım 1950)

28 Kasım 1950, saat 22.00… 

Türk birliği Simninni Köyü’ne vardı. Amerikan mutfakları kurulmuştu. Sıcak yemek dağıtılmaya başlamıştı. Gecenin karanlığında mutfaklar uzaktan ışıl ışıl görülüyordu.

Kore Savaşı 3

Hain tuzaklar

Hangar içinde önceden içinde ateşe yakılmış kesik bir bidon, etrafında oturmak için tabureler. Hangarın büyük kapısı ardına dek açık, önünde bir meydan. İleride yıkık bir evde açılmış bir delik… Bu paragrafta anlatılan tam bir düzenek. Soğukta ısınmak için askerleri bir arada toplamak için hazırlanmış bir tuzak yani. Yıkık binadaki deliğin arkasındaysa başında gerillalarla bol cephaneli bir makinalı tüfek. Ölüm kusmak için acele edilmiyor. Türk askeri bu çeşit hainliklere alışkın değil. Yzb. Nazmi Özoğul’un kitabından aktardığım bu tuzak, yine Özoğul’un sözleriyle düşmanın başvurduğu binlerce hileden sadece biri…

Kanlı Çatışmalar

Rahatlık gece yarısını geçer geçmez bitecekti. Düşman, köyün içindeki gerillalarla pencerelerden, düzenli ordunun askerleriyle dört bir yandan, aynı anda ateşe başladı. Gecenin karanlığı adeta ateş topuyla aydınlandı. Baskın, panik yaratacak türden, ürpertici ve can alıcıydı. Onca kuvvet yığıp, bir türlü sökülüp atılamayan bir düşmanın anca böyle hakkından gelinebilirdi. Abartısız olarak kuvvet dengesinin de bire on olduğunu yazalım.

Baskını yiyen ve birbirinden habersiz üç piyade taburundan 3. Tabur paniğe kapılıp kaçmaya başladı. 1. ve 2. Taburlar tam anlamıyla çember içinde kalmışlardı. 

İki seçenek

Tugay komutanının önünde iki seçenek vardı. İlk seçenek iki taburu kendi haline bırakıp kalanlarla çekilmekti. İkincisi çekilenleri durdurup, her koşulda bir savunma hattı oluşturmak ve çemberdekileri kurtarmak için yardım etmek. 

Komutan yakışanı yaptı, subayları yardımıyla panik halinde kaçanlar dâhil askerin geri çekilmesi Kaechon’da durduruldu. Sonu ölüm de olsa savunma hattı oluşturulacaktı ve kuşatılan askerlerimize yardım edilecekti. 

İşte yine tarihi bir an yaşanıyordu. Hat oluşturuldu.

Kaechon Savaşı (29 Kasım 1950)

29 Kasım 1950, saat 09.00..

Baskınlar, süngü hücumları, boğaz boğaza çarpışmalarla geçen gecenin sabahı. Dağılan birlikler toplanıyordu. Savunma hattı oluşturulurken, yararlılar cephe gerisine gönderilmişti. Bu sırada Yarbay Poyrazoğlu emrindeki birliklerden Depo Bölüğü diye adlandırılan yedek er bölüğü ve cephane de geldi. Yardımın içinde Amerikan birliğinin 20 tanklı bir birliği de vardı ki tam anlamıyla can simidiydi.

Uzaktan ateş sesleri gelmeye devam ediyordu. Bu, oradaki 2 taburumuzun her şeye rağmen ayakta olduğunun işaretiydi. 2 tabura yardım için Amerikalılardan istenen yardım olumsuz olunca eldeki tek sağlam birlik olan Depo Bölüğü ile taarruza karar verildi. 

Tarihin şaşılası bir sayfası açılıyordu. Ardı arkası kesilmeyen binlerce Çinlinin üzerine yüzlerce Türk askeri yürüyordu. 

Bu durum çemberi yarmak için süngü taarruzlarına başlamış olan 2 taburun elini ve moralini yükseltmişti. Çembere alan Çinlilerin durumuysa terse dönmüştü. Amerikan jetinin ve topçuları, geriden gelen büyük Çin desteğini bombardıman altında almış, zaman kazandırıyordu. 

Sonunda 2 tabur birbirlerinden ayrı ve habersiz çemberden çıkacak, kendilerini desteklemeye gelenlerle Koechon’a ulaşacaklardı. 

Kuşatılan birliklerin çemberi yarmalarında en etkili yolun yine süngü taarruzları olduğunun, iki taburun, nice kahramanlıklarla ve az sayıda kayıpla toptan yok olmaktan kurtulduğunu da notlarımıza ekleyelim.

Suncheon Boğazı Savaşı (30 Kasım-1 Aralık 1950)

Hedef Sunchon’du. İki koldan ilerleyen Çin birlikleri, gerillalarla birlikte 50 kilometrelik Kunuri-Sunchon yolunu ölüm yoluna çevirecek önlemler alıyor, geçilmesi gereken Suncheon Boğazı’nı da tutmuş bulunuyorlardı.

Boğazdaki şiddetli çatışmalar araçların yolları tıkamasına yol açtı. Boğazda tıkanan Türk askerlerinin yanında bu kez Amerikan askerleri de var. İki ülkenin askerleri canla başla hayatta kalma mücadelesi veriyorlardı. Mehmetçiğin yol açmak için son çareye bir kez daha başvurduğunu bir Amerikalının yazdıklarından yorumsuz aktarıyorum.

            “Kaputlarını giymiş, süngülerini takmış Türk 

             askerleri, Amerikan askerlerinin arasından

             geçerek düşmana doğru saldırdılar.”

Sonuç

Diğerleri çekilirken Mehmetçiğin iletişim kazasıyla düşmanın ortasında kalması… 

Önce Türk Tugayı ardından 2. Amerikan Tümeni sel gibi gelen Çin ordusunu biraz olsun durdurmuş ama oldukça hırpalanmışlardı. Cephe gerisine, dinlenmeye alındılar…

Büyük kayba rağmen… 

Bazen 45 derecelik yokuş yukarı süngüyle hücum… 

Wawon tepelerinde, ormanlarında “Allah, Allah” sesleri… 

Telsizlerde “Türkler süngüyle saldırıyor!”… 

Mehmetçiğin Kurtuluş Savaşı’ndan üzerinden 30 yıl geçmeden (28 yıl sonra) yazdığı başka destanın akisleri… 

218’i şehit, yaralı ve yitiklerle toplam 767 kayıp… 

Devam edecek…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Yalçın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sonsöz Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sonsöz Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sonsöz Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sonsöz Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.