
Draghi’nin temel iddialarından biri, Avrupa’nın bir konfederasyon olarak faaliyet gösterirken gerçek bir güç haline gelemeyeceğidir. Bireysel olarak, çoğu AB üye devleti, ortaya çıkan düzende orta güç olarak hareket edecek ölçeğe sahip değil. Egemen devletler arasında veto ve parçalı karar alma ile karakterize edilen kolektif koordinasyon, güç üretemeyeceği ve Avrupa'yı bölünmeye ve dış baskıya karşı savunmasız bırakacağı. Avrupa’nın ticaret, rekabet, tek pazar ve para politikası gibi alanlarda federasyon kurduğu yerlerde, bu saygın ve etkili. Savunma, dış politika ve sanayi politikası gibi alanlarda henüz tam bir birlik sağlayamamışsa, Avrupa gevşek bir devletler topluluğu olarak ele alınıyor ve ekonomik gücünün güvenlik bağımlılığına karşı kullanılmasına izin veriliyor.
Amerikan-Çin rekabeti, AB için büyük zorluklar yaratıyor. Bu, Avrupa'nın aynı anda bağımlı hale gelme, bölünme ve sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya olduğu bir gelecek ve çıkarlarını savunamayan bir Avrupa, değerlerini de uzun süre koruyamayacak. Bu düzenden sonraki aşamaya geçiş Avrupa için kolay olmayacak. Rekabet yoğunlaşırken karşılıklı bağımlılıkların devam ettiği uzun bir dönemle karşı karşıya kalacağı aşikâr. Enerji, teknoloji ve savunma konusunda ABD'ye büyük ölçüde bağımlı. Çin, nadir toprak elementleri ithalatının %90'ından fazlasını karşılıyor ve yeşil geçişini destekleyen küresel güneş enerjisi ve pil değer zincirlerine hâkim durumda.
Bu dönemde, Draghi ‘ye göre Avrupa için en iyi yol, şu anda izlediği yol: çeşitlilik sunan benzer düşüncelere sahip ortaklarla ticaret anlaşmaları yapmak ve halihazırda kritik öneme sahip olduğu tedarik zincirlerindeki konumunu derinleştirmek. Avrupa'nın bugün sahip olduğu güç burada yatıyor. 2023 yılında AB, dünyanın en büyük mal ve hizmet ihracatçısı ve ithalatçısıydı ve dünyanın geri kalanından yapılan ithalat toplamı 3,6 trilyon Avroya ulaştı. Ayrıca 70'ten fazla ülkenin en büyük ticaret ortağı ve birçok stratejik sektörde kritik pozisyonlara sahip. Avrupa firmaları, gelişmiş çiplerin üretimi için gerekli olan aşırı ultraviyole litografi teknolojisinin %100'ünü kontrol etmekte. Dünyanın ticari uçaklarının yarısını üretirken küresel gemi taşımacılığının büyük çoğunluğuna güç veren motorları da tasarlamakta.
Bu bağlamda, ticaret anlaşmalarını öncelikle büyüme açısından düşünmek yanlış oluyor. Amaçları artık stratejik: Ticaret ve güvenlik artık tam olarak örtüşmediği için AB konumunu güçlendirmek ve ilişkilerini yeniden düzenlemek mecburiyetinde. Avrupa’nın modeli, ABD ve Çin’inkinden temel olarak farklı. Amerika tarihsel olarak finans, teknoloji ve askeri güç alanlarındaki hakimiyetiyle küresel etkisini sürdürürken uluslararası kurumları kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde şekillendirdi. Çin ise, ihracata dayalı bir stratejiye güvenip, maliyet avantajlarından ve devlet destekli sanayi politikasından yararlanarak ekonomik yükleri dışarıya kaydırıp hızlı büyüme sağladı. Buna karşılık, Avrupa’nın entegrasyon projesi benzersiz, kendine özgü: Egemen devletler arasında gönüllü iş birliğine dayanıp, rıza, ortak fayda ve herhangi bir ülkenin diğerine bağımlı hale gelmesinin önlenmesini vurgulamakta. Bu uzlaşmaya dayalı yaklaşım, karmaşık müzakereler ve genellikle daha yavaş karar alma süreçleri gerektirmekte; bu da Avrupa entegrasyonunu daha zorlu hale getiriyor. Bununla birlikte, politikalar üye devletlerin geniş desteğiyle geliştirildiği ve direnç veya tepkiye yol açma olasılığı daha düşük olduğu için projeye daha fazla meşruiyet ve uzun vadeli sürdürülebilirlik de kazandırmakta.
Draghi Avrupa’nın harekete geçmeden önce tam bir birliğe ulaşmasını beklemesi gerektiği fikrini açıkça reddediyor. Kendisine göre birlik, önceden elde edilen bir şey değil, ortak eylem ve sonuçların kolektif olarak üstlenilmesiyle sağlanılabilir. Grönland olayı, kararlı ortak eylemin Avrupa’nın hareket etme kapasitesini netleştirdiğini, dayanışmayı güçlendirdiğini ve resmî açıklamaların sağlayamayacağı şekillerde kamuoyunda yankı bulduğunu gösteren bir kanıt olarak gösteriyor.