Alman Dış Politikası açısından AB dış ilişkiler bakışına bakacak olursak Şansölye Merz, Şubat 2025'teki seçim zaferinin ardından önceliğinin Trump'ın Amerika'sından "bağımsızlık" olduğunu söylediğinde herkesi şaşırtmıştı. Hristiyan Demokrat lider daha sonra, anayasal borç frenini gevşetmek ve Berlin'in savunma ve altyapı yatırımları için yüz milyarlarca dolar borç alabilmesini sağlamak için Sosyal Demokrat Parti ile çığır açan bir koalisyon anlaşması yaptı. Almanya'nın ekonomik krizi ve silahlı kuvvetlerinin bölgesel savunmaya odaklanması göz önüne alındığında, maliye politikasındaki bu köklü değişiklik, ülkenin Avrupa güvenlik ve savunmasının temel taşı haline gelmesi anlamına gelebilir. Avrupa genelinde müttefikler, savunmaya yaptıkları toplu yatırımı istikrarlı bir şekilde artırdılar ve Lahey'deki yeni taahhüt ile, savunma harcamalarını %3,5'e ve daha geniş güvenlik kalemlerini %1,5'e yükseltmekte. Şu anda yalnızca Polonya ve Baltık ülkeleri bu tür harcama taahhütlerini yerine getiriyor. Avrupa'nın güvenliğinin Ukrayna'nın güvenliğiyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu kabul eden devlet veya hükümet başkanları, Avrupa'nın güvenlik ve savunma harcamalarını önemli ölçüde artırma ihtiyacını defalarca vurguladı ve Komisyon'u ortak eylemler önermeye çağırdı.

Mart 2025 ortasında yayınlanan Avrupa Savunma Hazırlığı 2030 belgesi, Avrupa'nin savunma yatırımlarında nesilde bir kez görülecek 800 milyar avroluk bir artışla yeniden silahlandırılması için bir yol haritası ortaya koymakta. Ulusal savunmayı yakından ilgilendiren bu plan, beş temel sütun üzerine inşa edilmiştir:

1. AB bütçe kısıtlamalarını ihlal etmeden daha fazla savunma harcamasına olanak sağlamak için Avro Bölgesi mali kurallarında çığır açıcı bir gevşeme.

2. Stratejik savunma kabiliyetlerini (İHA, İHA karşıtı sistemler, siber ve füze savunması) finanse etmek için 'Avrupa Güvenlik Eylemi (SAFE)' adlı 150 milyar avroluk yeni bir AB ortak kredi aracının oluşturulması.

3. AB'nin uyum politikasının gözden geçirilmesi ve Covid sonrası toparlanma ve dayanıklılık fonlarının askeri yatırımlara yönlendirilmesi.

4. Avrupa Yatırım Bankası'nın savunma sanayini destekleme yetkisinin genişletilmesi.

5. Güvenlikle ilgili projeleri finanse etmek için Sermaye Piyasaları Birliği aracılığıyla özel sermayenin harekete geçirilmesi.

Bu fikirler, son on yılda AB savunma politikası yeniliklerinin daha önce ancak çoğunlukla küçük ölçekli girişimlere ek olarak geliyor. İlk olarak, 2014 sonrası, mevcut çok yıllı mali çerçeve kapsamında tahsis edilen 8 milyar Avro ile Komisyon tarafından yönetilen bir Avrupa Savunma Fonu'nun (EDF) oluşturulması; Antlaşmalarda öngörülen en kalabalık gelişmiş işbirliği formatı kapsamında 75 endüstriyel ve lojistik destek projesinin başlatılması; ve yine Avrupa Komisyonu tarafından yönetilen, üye devletlerin yetenek geliştirme planlarının uygulanmasındaki ilerlemeyi değerlendirmek için dönemlik bir Koordineli Yıllık Savunma İncelemesi mekanizması.

İkinci olarak, 2022 sonrası sırasıyla 500 milyon Avro değerinde Mühimmat Üretimini Destekleme Yasası'nın ve Ortak Tedarik Yasası ile Avrupa Savunma Sanayii Güçlendirme Yasası'nın kabul edilmesi. Yıllarca süren kemer sıkma politikalarının ardından askeri harcamalardaki son girişimlere ve taahhütlere büyük ihtiyaç duyulsa da, Avrupa bu krizden öylece para harcayarak çıkamayacağı öne sürülmekte.

Üye devletlerin taahhüt ettiği büyük meblağlar, iç pazarda harcama yapma cazibesini beraberinde getiriyor. Ancak ulusal savunma harcamalarının birikmesi, ortak bir Avrupa savunmasına katkıda bulunmaz ve AB'nin jeopolitik düzlemdeki konumunu iyileştirmeye de çok az katkı sağlar. Ayrıca, Komisyon'un mali kuralları gevşetme önerisi, Fransa, İtalya veya İspanya gibi yüksek açık ve borç yükü olan ülkelerin daha fazla borçlanmasına yardımcı olmayacaktır. ReArm Europe girişiminin bir parçası olarak, 150 milyar avroluk kredi aracı, hükümetlerin Avrupa'nın derinden parçalanmış savunma pazarında büyük bir fark yaratması için çok küçük ve mali açıdan yeterince elverişli de olmayabilir.

Bu durum, AB'nin savunma tedarikini hızlandırmak ve Avrupa savunma sanayisinin konsolidasyonunu ve büyümesini desteklemek için çok daha fazla ateş gücüne sahip yeni kurumlara ihtiyaç duyup duymadığı sorusunu gündeme getiriyor. Ancak AB'nin kurumsal çerçevesi son birkaç yılda güçlendirildi ve bu zorluğun üstesinden gelebilmeli. Yüksek Temsilci'nin yetkisi altında hareket eden Avrupa Diplomatları, savunma konularında politika başlatma ve dış temsilde daha büyük bir rol üstlendi. Barış, güvenlik ve savunma politikasından sorumlu yönetim müdürlüğü genişledi ve Avrupa Dış İlişkiler Servisi (EEAS) artık AB Askeri İstihbaratı kapsamındaki icrai olmayan Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası misyonları ve operasyonları için daimî bir merkez de içeriyor.