Uluslararası ilişkilerde belirsizlik neredeyse kaçınılmazdır. Sürprizlere acık olmak, hazırlıklı olmak gerekir. Bazı sürprizler iyi ve olumludur bazıları ise kotu ve olumsuz. Ekonomik açıdan bakacak olursak 2025'in sürprizlerini şöyle sıralamak mümkün: Çin ve Avrupa, ABD hisse senedi piyasalarından daha iyi performans gösterdi, faiz oranları düştü ve altın tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaştı. ABD, ticaret kaynaklı dalgalanmalardan toparlandı; yapay zekâ bağlantılı inovasyon ve harcamalar bu toparlanmanın temel itici güçleri oldu. 2026 yılının ikinci ayına girmişken, karşılaştığımız temel soru yapay zekâ ve inovasyondan gelen ivme, piyasaların ve ekonomilerin "kaçış hızı"na ulaşmasına -yükselen borç, siyasi belirsizlik ve süregelen enflasyonun çekim gücünden kurtulmasına- yardımcı olacak mı, yoksa bu güçler piyasaları geri mi çekecek?
Yapay zekâ, enerji ve kaynaklar ile uzun ömürlülükteki trendlerden kaynaklanan iyimser bir bakış açısına sahipken, faiz oranları düştükçe portföy gelirine yeniden odaklanmanın gerekliliği vurgulanmakta. Özellikle yapay zeka alanındaki gelişmeler yavaşlarsa, enflasyon yükselirse veya borç sorunları yeniden ortaya çıkarsa riskler devam ediyor.
Ekonomik açıdan yapay zekâ inovasyonunun, mali harcamaların ve gevşetici para politikasının dünya ekonomisinin geleneksel döngü sonu dinamiklerinden kurtulmasına ve yeni bir büyüme çağına hızla girmesine yardımcı olup olamayacağını sorguluyor.
Yapay zekâ bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. Verimlilik artışı sağlama potansiyeli, ekonomilerin ivme kazanmasına yardımcı olabilir, ancak bu, sürekli yatırıma, başarılı ticarileştirmeye ve yeterli enerji arzına bağlı.
Borç da tabii ki bir diğer kritik faktör. Mali harcamalar büyümeyi destekler, ancak birçok ülkede -özellikle yaşlanan nüfusa sahip ülkelerde- hükümet harcamaları zaten "kaçış hızına" ulaşmış durumda ve kararlı önlemler alınmadığı takdirde GSYİH içindeki payı artmaya devam edecek. Kurtuluş hızı kavramı fizikten ödünç alınmış olup, yerçekiminin etkisinden kurtulmak için gereken asgari hızı tanımlar.
Küreselleşmenin tersine dönmesi, ticaret politikası, iç politika ve jeopolitik durum daha fazla karmaşıklık ve istikrarsızlık yaratmakta.
Yatırım ortamını şekillendiren beş temel güce bakacak olursak: dijitalleşme, karbonsuzlaştırma, borç, demografi ve küreselleşmenin tersine dönmesi. Bunlar artık uzak trendler değil, yatırım kararlarının aktif itici güçleri. Odak noktası, bu güçlerle uyumlu sektörler: yapay zekâ, enerji ve kaynaklar, uzun ömürlülük ve emtia. Artan borç, tasarrufların ve merkez bankası fonlarının devlet tahvillerine yönlendirildiği ve getirileri baskıladığı bir "finansal baskı" geleceğine işaret etmekte. Ticaret politikası ve jeopolitik etkileşim, portföy riskinden korunma ve çoklu varlık çeşitlendirmesi için gerekçeyi güçlendiriyor.