Geçtiğimiz hafta Ankara’daki TÜVTÜRK Muayene İstasyonu’nda yaşanan hadisede polis memuru Melih Okan Keskin şehit edildi. Olay 2 Şubat 2026’da araç muayene sırasında çıkan tartışma büyüyerek kavgaya dönüştü.
Polis memuru Keskin, çıkan tartışma sırasında çok sayıda kişi tarafından kamuya yansıyan kamera görüntülerinde darbedildiği anlaşılıyor.
Talihsiz polis memuru aldığı ağır darbeler sonucu hayatını kaybetti.
Kamuoyundan oluşan tepkiler üzerine TÜVTÜRK, olayın ardından kavga ile bağlantılı çalışanların iş akitlerini feshettiğini duyurdu.
Ancak kurumun yaptığı açıklamada saldırı “fiziki müdahale” olarak tanımlandı; bu ifade kamuoyunda büyük tepki çekti.
İçişleri Bakanlığı, olayın tüm yönleriyle araştırılması için Polis Başmüfettişi görevlendirdi.
Yaşanan elim hadisenin sadece adli bir vaka olarak değil, kurumsal sorumluluk ve güvenlik zafiyetleri açısından da tartışılması gerekirdi.
Polis memurunun eşi, eşinin yaklaşık 25-30 kişi tarafından darbedildiğini belirterek olayın bir “linç girişimi” olduğunu ifade etti.
Kamuoyu tarafından TÜVTÜRK’ün güvenlik önlemleri, çalışanların tutumu ve kurumun açıklama dili ve daha önce de yaşanan bu ve benzer vakalar anımsatılarak yoğun şekilde eleştiriliyor doğal olarak.
Bu olay, yalnızca bir kavga değil tabiki; kurumların kriz yönetimi, güvenlik kültürü ve kamu görevlilerine yönelik şiddet konularını gündeme taşıdı.
Tüvtürk’te ve diğer kurumlarda yaşanalar ve benzeri istenmeyen vakalar Türkiye’de kamu kurumlarına güven ve polis-halk ilişkileri açısından nasıl bir toplumsal etki yaratacak hep birlikte bekleyip göreceğiz