Siyasette parti değiştirme meselesi etik açıdan tartışmalı bir konudur. Bir yandan siyasetçilerin kendi vicdanları, değerleri ve hizmet anlayışları doğrultusunda hareket etme özgürlüğü vardır. Öte yandan seçmenler, oylarını genellikle bir partinin ideolojisine ve programına güvenerek verir. Dolayısıyla seçmenin iradesiyle seçilmiş bir kişinin parti değiştirmesi, “seçmen iradesine ihanet” olarak da yorumlanabilir. Bu yüzden etik değerlendirme, hem siyasetçinin niyetine hem de seçmenin beklentisine bağlıdır.

Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan örneğinde bu tartışma somutlaşıyor. Özarslan, Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ettiğini açıkladı ve AK Parti’ye geçeceği iddia ediliyor. İstifasının gerekçesi olarak CHP içinde kendisine yönelik “dedikodu ve algı faaliyeti” olduğunu, ayrıca Genel Başkan Özgür Özel ile yaşadığı gerilimi öne sürdü. Özarslan, belediye başkanı seçildikten sonra “parti rozetini çıkardığını” ve Keçiören’e eşit hizmet anlayışıyla çalıştığını da vurguladı.

Bu durumda etik tartışma iki boyutta ilerliyor:

BİRİNCİSİ Siyasetçi açısından: Kendi değerleriyle uyumlu olmayan bir partide kalmak yerine başka bir partiye geçmek, kişisel tutarlılık olarak görülebilir.
İKİNCİSİ Seçmen açısından: CHP’ye oy vererek belediye başkanı seçtikleri bir kişinin AK Parti’ye geçmesi, seçmenin iradesini dolaylı olarak değiştirmek anlamına gelebilir. Bu da güven sorununa yol açabilir.

Kısacası, etik değerlendirme tek boyutlu değil; hem siyasetçinin özgürlüğü hem de seçmenin iradesi dikkate alınmalı.

Türkiye’de geçmişte parti değiştiren belediye başkanları siyasetçiler olmuştu hep olacaktır da. Bu transferlerin hem Türkiye siyasetine hem de siyasetçiye yansımalarını bekleyip göreceğiz…