İletişim ve Doğa
Sevgili Okurlar, sosyal medyada büyük yankı uyandırarak viral olmuş bir konuyla huzurlarınıza geldim. 2007 yapımı bir belgeselde kayda alınan yalnız penguen, sosyal medyada “Nihilist Penguen” adıyla gündeme gelerek yıllar sonra inanılmaz bir popülariteye ulaşmıştı. Belgeselde, Adelie cinsi penguenin, sürüsünden ayrılarak dağlara doğru yalnızca tek başına ilerlediği kesit medyada yankı uyandırdı.
Antarktika’da çekilen belgeselde penguenin sürüsünden ayrılarak, hayatta kalma şansının hiç olmadığı dağlara doğru tek başına yürüdüğü görülüyor. Bu sahne kimi uzmanlar tarafından yön duygusunu kaybetmiş bir penguen olarak yorumlanıyor. Ancak bu görüntüler günümüz insanlarınca çok farklı yorumlanmaya başlandı.
19 yıl sonra popüler olan görüntülerle bu minik penguen, sosyal medyada adeta bir ikon oldu. Sosyal medya kullanıcıları, farklı postlar ve mesajlarla penguenin yalnız bir şekilde dağlara doğru gidişini bireysel tükenmişlik, toplumdan kopuş, anlamsızlık hissi ve sürüden aykırı olmak, bağımsızlık gibi pek çok farklı anlamla bağdaştırdı. Kimisi bu görüntüyü insanın iç dünyasındaki boşlukla, kimisi toplumdan yabancılaşmayla, kimisi kendini herkesten farklı ve biricik görme gibi çarptırılmış alt mesajlardan oluşan anlamlarla bütünleştirdi. kimileri, aslında olmadığı birini idealize etmeye çalışmakta. Minik penguen dağlara gittiğinde hiçbir yaşama şansı yoktu. Bu bilinmeze gidiş, genel olarak; anlamsızlık, boşvermişlik, tükenmişlik, özgürlük, başkaldırı gibi yorumlansa da, çoğu postlarda aslında öyle bir dip anlam var ki, resmi büyük pencereden görmek isteyenler görebiliyor ancak. Bu penguenin popüler olmasının ve sosyal medyada adeta bir akım haline gelmesinin sebebi; sürüden farklı, özgün, bağımsız, sıra dışı olma hali. Görüntüyü benmerkezci perspektiften ele alarak pengueni yücelten, aslında “ulvileştiren” bir kısım kullanıcı; durumu idealize etmeye çalışarak aslında hiç sahip olmadığı niteliklere atıf yapmaya çalışıyor, elbette pek de farkında olmadan. Aslında bu yüceltmenin altında; çoğu zaman sürüye benzemeye çalışarak topluma uyum sağlayan ama o hep hayalini kurduğu “özgünlüğün ve orjinalitenin” adeta timsali olmuş bu penguen gibi olamamanın verdiği üzüntü, pişmanlık, hayranlık, gıpta ve özdeşim kurma arzusu gibi çok çeşitli duygular yumağı var. Hayatı boyunca hep başkalarına benzeyen, herkes gibi olan kimileri için bu aykırı penguen ulvi bir zirve oldu. Aslında kendinde göremediği, belki de hiçbir zaman sahip olamayacağı kimi değerleri bu penguende gören bazıları için, “onun gibi olma hayali ve açlığı” bu görüntüyü popüler kültürün harcı şeklinde onu üst seviyeye taşıdı.
İşin özü, aynada gördüğümüz biz miyiz? Yoksa gerçeklikten kopuk bir yansıma mı? Aslında kendimizi yeterince tanıyor muyuz? Yücelttiğimiz şeyler, gerçekte bizim hiç sahip olmadığımız, belki de hiçbir zaman sahip olamayacağımız özelliklerin bir bütünü ve yansıması olabilir mi? Hiçliğe doğru giden bu penguen; aslında bizim hayatlarımız boyunca karar verme yetkisini (kimi zaman/her zaman) kendimizde bulamadığımız, o hep hayalini kurduğumuz özgürlük ve bağımsızlığa duyduğumuz bir özlem mi?
Sorun lütfen kendinize. Cevabı dürüstçe yalnızca kendinize vermeniz için..
Selam ve sevgi ile…