İnsan hayatında her zaman büyük bir sarsıntı olmayabilir.
Günler birbirini izler, yapılması gerekenler yapılır, roller yerine getirilir.
Ancak tüm hareketin içinde kişi kendisini yaşadıklarına eşlik etmeyen izleyici gibi hisseder.
Varlığıyla temas vardır ama bağ zayıflamıştır.
Bu durum psikolojide duygusal uzaklaşma olarak tanımlanmaktadır.
Duygusal olarak uzaklaşmak, duyguların tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez.
Duyguların bireyin yaşamına dokunamamasıyla ilgilidir.
Tepkiler vardır ama içeriği bulanıktır.
Yaşananlar anlamlıdır ama hissedilen karşılık siliktir.
Kişi kendini duygularından kopmuş değil, onlara erişemiyormuş gibi hisseder.
Sürekli güçlü kalma çabası, ihmal edilen ihtiyaçlar ve yinelenen hayal kırıklıkları içsel dünyayı geri çekilmeye zorlar.
Zihin işlevini sürdürürken duygusal alan kendini korumaya alır.
Böylece birey hayatta kalır fakat yaşama aktif katılmakta zorlanır.
Psikolojik açıdan duygusal uzaklaşma çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir.
Aksine aşırı yüklemeye karşı gelişen uyum mekanizmasıdır.
Birey farkında olmadan mesafe koymayı öğrenir.
Bu mesafe kontrol altında tutulmalıdır.
İlk etapta düzen sağlayabilir ancak zamanla içsel boşluk ve anlamsızlık duygusunu besler.
Duygusal uzaklaşmayı zorlaştıran şey, fark edilmesinin güç olmasıdır.
Kişi çoğu zaman kendisinde bir eksiklik olduğunu düşünür.
Oysa eksik olan şey temastır.
Hayattan keyif alamamak bazen doyumsuzluktan değil uzun süredir kendinle bağ kurmamaktan kaynaklanır.
Bu noktada yapılabilecek en önemli şey bu mesafeyi inkâr etmek yerine tanımaktır.
“Ben buradayım ama zihinsel olarak kopuk hissediyorum” diyebilmek iyileşme sürecinin başlangıcıdır.
Küçük fark edişler büyük içgörülerden daha etkilidir.
Duygulara yeniden yer açmak sabır ve farkındalık gerektirir.
Profesyonel destekle bu süreci anlamlandırmak kişinin hem kendisine hem de yaşamla olan bağını yeniden güçlendirir.
Sağlıcakla kalın.