Stres gündelik dile indirgenmiş ve yüzeysel bir anlamda kullanılsa da psikoloji disiplini içerisinde oldukça katmanlı ve çok boyutlu bir olgu olarak ele alınmaktadır.

Stres, organizmanın içsel ya da çevresel taleplere karşı geliştirdiği fizyolojik ve bilişsel uyum tepkilerinin toplamı olarak tanımlanabilir. Stres yalnızca dışsal uyaranların bir sonucu değil, aynı zamanda bireyin bu uyaranları nasıl anlamlandırdığıyla doğrudan ilişkili bir süreçtir.

Evrimsel olarak stres tepkisi, hayatta kalmayı kolaylaştıran adaptif bir mekanizma olarak işlev görür. Örneğin, vahşi bir hayvanla karşılaşmak. Devreye giren sistem bugün ‘’savaş ya da kaç’’ tepkisi olarak bilinen mekanizmadır.

Bugün karşılaştığımız stres kaynakları çoğunlukla fiziksel tehdit içermez.
Örneğin, iş yerinde yetişmeyen bir proje, akademik sınav baskısı, geleceğe dair ekonomik kaygılar...
Bu noktada stresin geçici mi kalıcı mı olduğu önem kazanmaktadır.
Asıl problem ise stres kaynaklarının geçici olmaması.
Bugün stres çoğu zaman sürekli.
Bu durumun da günlük hayattaki karşılığı oldukça tanıdık;
sabah yorgun uyanmak, gün boyu gergin hissetmek, omuz ve boyun ağrıları yaşamak ya da kafayı bir türlü toplayamamak...
Ortada gerçek bir tehlike yoktur ama beden hala alarm halindedir.
Bununla birlikte stresin tüm biçimleri patolojik değildir.
Belirli bir yoğunluk düzeyine kadar stresin işlevsel olduğu ve bilişsel performansı optimize edebildiği bilinmektedir.
Literatürde bu durum ‘’olumlu stres’’ olarak kavramsallaştırılır.
Stresin yönetimi onu ortadan kaldırmaya yönelik bir çabadan çok, onunla işlevsel bir denge kurmayı gerektirir.
Kişileri etkileyen olaylar değil, onlara verdikleri anlamlardır.
Sağlıklı günler dilerim.