Beni bilen bilir Trump gibi otokrat ve popülist politikacılardan zerrece hazzetmem, bu tip politikacılara hiç mi hiç itibar göstermem.
Amma ve lakin bu Venezuela ve Maduro meselesinde Trump’ı suçlayamıyorum, neticede “dinsizin hakkından imansız geldi” deyip geçiyorum
Bakın kimse bana egemen bir halk ve bağımsız bir devlete bu yapılır mı, kahrolsun emperyalizm vs. diyerek masal anlatmasın!
Emperyalizm kötü müdür?
Elbette kötüdür; emperyalistler halkın egemenlik hak ve özgürlüklerine tecavüz eden zorbalardır.
Amma ve lakin diktatörler en az emperyalistler ve hatta emperyalistlerden bile daha da kötüdür neticede diktatörler de halkın egemenlik hak ve özgürlüklerine tecavüz ederler!
Doğrusunu söylemek gerekirse emperyalistler yabancı tecavüzcüler, diktatörler ise yerli tecavüzcülerdir! Doğrusunu söylemek gerekirse bu yüzden de diktatörlerin tecavüzünü ensest bir tecavüz vakası olarak görmek gerekir ki tam da bu yüzden diktatörlük çok ama çok daha iğrenç bir suçtur.
Bir diktatörün hükmettiği ülkede halk egemenliği bulunmaz çünkü diktatörün kişisel egemenliği vardır. Bu ülkeler çoğu zaman egemen ve bağımsız bir ülke de değildir ve genellikle daha büyük bir diktatörün vesayeti altındadır.
Şunu da çok açık ve net olarak söylemem gerekir ki diktatörlükler halkın egemenlik hak ve özgürlüklerini gasp etmiş gayrimeşru rejimlerdir.
İşte bende bu yüzden Maduro olayını bağımsız bir ülkeye ve egemen bir halka yapılan bir saldırı olarak değerlendiremiyorum...
Neticede atalarımız “su testisi su yolunda kırılır” demiş, Maduro’nun da başına gelen de tam bu oldu, bir sürü suç işledi, sonuçta yakalandı ve kelepçeye geldi...
Öncelikle şunu söylemem gerekiyor ki hiçbir devlet yöneticisi suç işleme hakkına sahip değildir, anayasal bir hukuk devletinde her kim olursa olsun suç işleyen cezasını çekmelidir.
Tarihe baktığımızda hukuki ve siyasi denetimi aşacak şekilde gücü ele geçiren devlet yöneticilerinin suç işleme potansiyelinin çok daha yüksek olduğunu görürüz, bu kişilerin suç işlemesi ve özellikle de insanlığa karşı suçlar işlemesi çok sıklıkla gözlemlenen bir sorundur.
Bazıları bu diktatörlük konusu açılınca “aman bu ülkenin iç içidir, kimse karışmasın diktatör devrilecekse halk diktatörü devirmeyi kendi başarsın” falan diyor, bu arkadaşlar ya fazlaca saf ya da o ya da bu gerekçe ile bir diktatörü savunmaya utanmıyorlar.
Bakın; açıkça söylemem gerekirse silahsız sivil bir halkın silahı, ordusu, tankı topu, uçağı helikopteri bulunan diktatörleri devirmesi neredeyse hiçbir zaman mümkün olmamıştır!
Diktatörler seçimle gelse bile bir kere diktatör olduktan sonra asla seçimle gitmezler! Diktatör denilen bu zorbalar ancak zorbalıktan anlar, güç ile gelen ancak güç ile gider.
Halkta böyle bir güç olmadığına göre de facto bir durum olarak bir diktatörü ya içeriden başka bir diktatör gönderir ya da bir dış müdahale gerekir.
Yakın tarihin en bilinen diktatörleri: Hitler, Mussolini, Hideko Tojo, Mao, Stalin, Pol Pot, Kim il-Sung, Mengistu Haile Mariam, Franko, Saddam, Kaddafi ve Esad olarak sıralanabilir.
Bu diktatörler arasında bulunan Hitler, Mussolini, Hideko Tojo, Saddam, Kaddafi ve Esad etkin bir dış müdahale ile devrilmiştir. Özellikle Almanya, İtalya ve Japonya Amerikan müdahalesi sayesinde diktatörlükten kurtularak hızla demokratikleşmiş ve kalkınmayı başarabilmiştir.
Mao, Stalin ve Franko gibi diktatörler ise bir dış müdahale olmadığı ve ülke içerisinde de bu diktatörleri devirebilecek güce de kimse ulaşamadığı için çok büyük zalimliklere imza atmış olsalar da yaşamlarının sonuna kadar iktidarda kalmayı becerebilmişlerdir.
SSCB diktatörlüğü yıkıldıktan sonra bile Rusya demokratik bir rejime kavuşamamış, komünizm terk edilmiş olsa da Putin iktidarı ele geçirmiş faşist bir diktatör olmuştur.
Diğer yandan diktatörler ve diktatörlük rejimleri asla bir ülkenin içi işi olarak değerlendirilmemelidir! Değerlendirilmemelidir, çünkü; diktatörler bir ülkenin bir iç sorunu olarak ortaya çıksalar da çok kısa zamanda küresel bir sorun haline gelirler, tarih bunun örnekleri ile doludur.
Almanya’nın iç sorunu olarak başlayan Hitler’in ne kadar kısa bir süre zarfında küresel bir sorun haline geldiğini hiç kimse unutmamalıdır.