Venezuela başkanının akşamın geç saatinde konutundan, ABD emreyalistleri tarafından zorla alınarak ülkesi dışına çıkarılması bize bir şeyi daha açık bir şekilde hatırlattı. Emperyalizm…
Türkiye Cumhuriyeti, emperyalist bir kuşatmayı yararak kurulmuş bir devlettir. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı, yalnızca askeri bir başarı değil, açık ve bilinçli bir anti-emperyalist duruştur.
Bu nedenle anti-emperyalizm, bu topraklar için geçmişe ait romantik bir hatıra değildir.
Bugünü anlamanın ve yarını kurmanın temel şartıdır.
Emperyalizme karşı olmak, yalnızca yabancı askeri güçlere karşı çıkmak değildir. Aynı zamanda sömürüye, yağmaya, bağımlılığa ve dayatmaya karşı durmayı gerektirir. Çünkü emperyalizm bugün çoğu zaman silahla değil, borçla, faizle, yaptırımla ve “normalleştirilmiş yoksullukla” gelir.
Dün altıncı filo, bugün başka biçimler
Bu ülkenin en parlak gençleri bir zamanlar ABD’nin Altıncı Filosu’na karşı meydanlara çıktılar.
Sorun limandaki gemiler değildi.
Sorun, ülkenin kaderine dışarıdan müdahale edilmesiydi.
Aynı dönemde, aynı ülkede başka bir manzara da vardı.
Altıncı Filonun gelişine karşı çıkmak bir yana, neredeyse gelişine dua edenler…
Bu tablo bize önemli bir gerçeği hatırlatır:
Emperyalizme karşı durmak bir refleks değil, bir bilinç meselesidir.
Ve her bilinç, bir tercihi, her tercih de bir tarafı gösterir.
Emperyalizm bitti mi?
Bugün dünyaya bakmak yeterlidir.
Venezuela’ya yönelik ABD müdahaleleri, yaptırımlar ve tehditler, emperyalizmin hâlâ ne kadar pervasız olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Yeraltı kaynakları zengin, kendi yolunu çizmek isteyen ülkeler ya “tehdit” ilan edilir ya da “düzeltilmesi gereken rejimler” olarak damgalanır.
Uluslararası hukuk, çıkar söz konusu olduğunda bir anda askıya alınır.Demokrasi ve insan hakları söylemi, açık bir araç hâline gelir.
Bu tablo bize şunu söyler.
Emperyalizm ortadan kalkmadı.
Yalnızca yöntem değiştirdi.
Bağımsızlık yalnızca sınırda savunulmaz
Bugün bir ülke;
bütçesini faize teslim etmişse,
emekliye “sabır”, sermayeye “istikrar” öneriyorsa,
sosyal hakları maliyet kalemi olarak görüyorsa,
orada bağımsızlık yalnızca kâğıt üzerindedir.
Emperyalizmin en tehlikeli hâli artık askerî değil, ekonomik ve mali bağımlılıktır.
Bu bağımlılığın bedelini ise en çok emekçiler, emekliler, kadınlar ve gençler öder.
Atatürk’ün mirası bugüne ne söyler?
Atatürk’ün “tam bağımsızlık” anlayışı, yalnızca sınır güvenliği değildir.Mali bağımsızlık, ekonomik egemenlik ve halkın insanca yaşam hakkı bu anlayışın ayrılmaz parçalarıdır.
Bugün anti-emperyalist olmak, geçmişi anmak değil, bugünün sömürü düzenine nereden baktığımızı açıkça ortaya koymaktır.
Emperyalizm Sinsidir, Bahanesi Bol, Şekeri Çoktur
Emperyalizm artık yüksek sesle gelmiyor.
Gürültü yapmadan, yavaş yavaş ilerliyor halkın bir kesmine şekere batırlımış, süslenmiş zehir sunarak. İktidarların sesizce rızasını alarak yada karşı duranları düşmanlaştırarak.
İnsanları alıştırarak, yoksulluğu normalleştirerek, itirazı sessizleştirerek…
Bağımsızlık bazen sınırda değil, insanın evinde kaybedilir.
Sessizce, fark ettirmeden, alıştıra alıştıra.
Bu yüzden anti-emperyalizm bir nostalji değil,bugün ve şimdi karşı durmayı gerektiren bir zorunluluktur.