yların sultanı, incisi, en kıymetlisi; hoşgörü ve merhametin yeryüzüne indiği o mübarek ay... Karşılarken içimizi kaplayan o tarifsiz sevinçle, uğurlarken yerini bırakan “bir dahaki seneye kısmet olur mu?” hüznüyle yoğrulduğumuz Ramazan-ı Şerif. Ramazan, yalnızca takvim yapraklarında yerini alan bir ay değildir; o, insanın kalbine dokunan, ruhunu arındıran, hatırlamayı ve hatırlatmayı öğreten müstesna bir zamandır. Yıl boyunca dünya telaşına kapılan gönüller, bu ayda sanki derin bir nefes alır; sofralar sadeleşir, kalpler zenginleşir.

Son yıllarda dilimize pelesenk olan “On bir ay çalış, bir ay ye” sözünün asıl amacından sapıp sadece sofralara hapsedilmesi ne acı. Bir ay önceden lüks restoranlarda rezerve edilen, eskilerin tabiriyle “yılanın ödü, kuşun sütü” eksik olmayan o şatafatlı menülerle zenginlerin birbirini ağırladığı bir gösterişe şahit oluyoruz. Oysa bu mübarek ayın getirdiği bolluk, dondurucuları hınca hınç doldurmak ya da mideyi doyurmak değildir. Asıl mesele, on bir ayın dünya telaşı ve gailesi içinde yorulan ruhumuzu dinlendirmektir. Oruç, sadece aç kalmaktan ibaret değildir; dilin kırıcı sözden, gözün haramdan, kalbin kötü düşünceden uzak durmasıdır. İnsan, sabrın ne demek olduğunu en iyi bu günlerde anlar. Gün boyu beklenen bir yudum suyun kıymeti, nimetlerin aslında ne büyük emanet olduğunu fısıldar bize.

Elbette bu kutlu aya hazırlanacağız, sevdiklerimizi iftar sofralarımızda ağırlayacağız. Özellikle büyük şehirlerin koşturmacasında birbirine hasret kalan akrabaların, eşin dostun aynı sofrada buluşması, aile bağlarındaki kopukluğu onarmak için büyük bir fırsattır. Gençlerimizi oruca özendirmek, yavrularımızı bu iklime alıştırmak için sofralarımızı israfa kaçmadan özenle hazırlamalıyız.

Ramazan akşamlarının ayrı bir huzuru vardır. İftar saatine yakın mutfaklardan yükselen kokular, çocukların heyecanı, sofraya konan her lokmada şükür… Hele ilk hurma ağza alındığında edilen o sessiz dua; belki de günün en içten cümlesidir. Çünkü o an, sadece beden değil, ruh da doyurulur. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir Peygamberin ümmeti olarak; çevremizdeki darda, zorda, hasta ya da yaşlı olanları gözetmek boynumuzun borcudur. Maddi ve manevi gücümüz yettiğince ellerinden tutmalı, “Hayırda yarışınız” Hadis-i Şerif’ine nail olmaya çalışmalıyız. Zekâtın ve fitrenin gölgesinde arınırken, asıl hüner “gizli fakirleri” bulup onlara dokunabilmektir. Veren el ile alan el arasında görünmeyen bir gönül köprüsü kurulur. İnsan anlar ki, çoğalmanın yolu biriktirmekten değil, bölüşmekten geçer.
Bugün o eski Ramazanların feyzini ararken, çocukluğuma, Balaban’ın o samimi sokaklarına gidiyorum. Annem, iftara yakın vakitlerde bakır kapaklı çirtikli sahanlarda, “Ölmüşlerimizin canı için” diyerek onların sevdiği yemekleri pişirir, komşulara pay ederdi. Her gün aynı heyecanla sorardım: “Anne, bugün de götürecek miyim?”

Yine öyle bir Ramazan günüydü… Babam, anneme bir tanıdığımızın çok darda olduğunu, evlerinde lambaya koyacak gazlarının bile kalmadığını söyledi. Annem hemen bir şişeye gaz doldurdu, babam da bir miktar para verdi; benimle gönderdiler. O gün, yokluk içinde paylaşmanın ne demek olduğunu yaşayarak öğrendim. Hani derler ya; “Az veren candan, çok veren maldan” diye… Bizimkisi tam manasıyla candan bir yardımdı; çünkü o gönderdiğimiz, tenekenin dibindeki son gazdı.

Memleketimizin o güzelim gelenekleri, sadece Ramazan’da değil, her vakit yardımlaşma üzerine kuruluydu. Marketlerin olmadığı o yıllarda; bulguru, unu, yarması biten komşu birbirinden “öndüç” alırdı. Urupla, timinna, çanak ya da mucurla… Eskiler Ramazan gelince kırgınlıkları rafa kaldırır, “Bu ayda kalp kırılmaz” derlerdi. Belki de en çok buna ihtiyacımız var bugün: Affetmeye, hal hatır sormaya, uzun zamandır çalınmayan kapıları yeniden çalmaya… Çünkü bazı mesafeler adımlarla değil, hatırlamakla kapanır. Ramazan bize yavaşlamayı öğretir. Koşarken fark etmediklerimizi görmemizi sağlar: Gökyüzünün rengini, ezanın huzurunu, bir bardak suyun bereketini… Ve en önemlisi, kalbimizin sesini. İçinde bin aydan hayırlı Kadir Gecesi’ni barındıran bu aziz günler, tüm İslam alemine barış, huzur ve bereket getirsin. Dilerim ki bu mübarek ay bittiğinde geriye sadece açlığın hatırası değil; daha iyi bir insan olmanın izleri kalsın. İbadetlerimiz makbul olsun,
Dualarımız kabul olsun.