Bir ülkenin insanları en çok ne zaman yorulur bilir misiniz?
Çok çalıştıklarında değil…
Çok beklediklerinde.
Biz bekledik.
“Enflasyon düşecek” dediler.
“Sabredin” dediler.”Şükredin” dediler.
“Az kaldı” dediler.”Aha şahlandık, şahlanacağız” dediler.
Ve biz, yıllardır cebindeki paranın her ay biraz daha buharlaştığını gören insanlar olarak, hava karlı, buzlu, yağmurlu diyenlere yine de inandık. Çünkü insan, inanmak zorundadır. Hele ki başka tutunacak dal bırakılmadıysa…


Aralıkta Umut, Ocakta Gerçek


2025’in sonuna doğru açıklamalar değişmişti.
Rakamlar düşecek, fiyat artışları yavaşlayacak, ekonomi toparlanacak deniyordu. Hatta öyle bir hava oluşturuldu ki, sanki yeni yıl sadece takvimde değil, hayatımızda da yeni bir sayfa açacaktı. Beyaz bir sayfa alçım, günahlarımızdan arınalım vardır ya halkın dilinde.
Ama takvim değişti, düzen değişmedi, beklenen beyaz ata binmiş, beklenen refah gelmedi.
Aralık ayında “düştü” denilen enflasyon, Ocak 2026’da yeniden şahlandı.
Pazara giden anladı.
Markete giren anladı.
Faturasını ödeyen anladı.
Gerçek, bir daha pazara alış verişe çıkanın gerçeklik yüzüne, bütün soğukluğuyla vurdu. Nemli bir ayazın kestiği gibi ince ince yaşamın ağır çizgilerini oluşturdu.
Resmî açıklamalarla mutfak masası arasındaki mesafe yine kapatılamadı.


Enflasyon Sadece Rakam Değildir


Enflasyon bir istatistik değildir. Soyut sayılardan oluşmuş bir matematiksel rakam hiç değildir.
Bir ailenin akşam yemeğinden eksilen bir tabaktır.
Çocuğa alınamayan okul yemeği, kitap ve monttur.
Ertelenen diş tedavisidir. Emeklinin alamadığı ilaçtır.
İptal edilen bir yolculuktur. Gurbette yalnız kalmaktır.
Enflasyon düştü denildiğinde halk şunu duymak ister;
“Artık biraz nefes alacaksın.” Hayatın, güzelleşecek yaşamdan mutluluk duyacaksın. Yoksulluğun ve yoksunluğun kalmayacak.
Ama yaşanan şu oldu;
Nefes alacak alan daraldı, geçim yükü ağırlaştı. Sürekli tekrarlanarak ve her dara düştükçe bir umut olarak söylenen aha geldi geliyor, denilen büyük arzuyla beklenen, beyaz ata binip gelecek olan refah ve mutluluk gelmedi bir türlü.
Çünkü maaş artışları bir defalık, fiyat artışları kalıcı.
Gelir merdivenle çıkıyor, hayat pahalılığı asansörle.


Sorun Beklentiyi Yönetmek Değil, Gerçeği Yönetememek


Ekonomide güven, sözle değil sonuçla oluşur.Toplum artık açıklama değil, rahatlama görmek istiyor.
Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz;
“Zor bir dönemden geçiyoruz ama düzelecek.”
O “düzelecek” hiç bugüne gelmiyor. Hep yarına erteleniyor.
Oysa vatandaşın hayatı ertelenebilir değil.
Kira beklemiyor.
Market fişi beklemiyor.
Fatura beklemiyor.
Umut Tüketimi
Bu ülkede en hızlı tükenen şey artık para değil, umut.
İnsanlar yoksulluğa bir yere kadar dayanır.
Ama belirsizliğe, sürekli hayal kırıklığına ve geleceksizliğe dayanmak çok daha zordur.
Çünkü mesele sadece geçim değil, gelecek meselesidir.
“Çocuklar bizden iyi yaşayacak mı?” sorusuna verilen cevap artık sessizlik.
Halk mucize istemiyor.


Gerçekçi hedef, tutarlı politika ve öngörülebilir bir hayat istiyor.
Sabır gösterdi.
Fedakârlık yaptı.
Dişini sıktı.
Ama karşılığında duyduğu şey yine aynı oldu, “Biraz daha sabredin.”
Sorun şu ki, sabrın da bir enflasyonu var.
O da her geçen gün eriyor.
Ve bugün yaşanan sadece ekonomik bir kriz değil, güvenin, umudun ve yarın inancının aşınmasıdır.
Enflasyon düşmedi.
Ama umut düştü.
İşte asıl ağır olan da bu.